Mart 2016 archive

Mar 31 2016

Bir Dervişin Rüyası

Bir Dervişin Rüyasıbirdervisinruyasi1
Allah’ın sevgili kullarından bir derviş rüya görür. Rüyasında kendisine şöyle denir:
-Sabah olunca karşına ilk çıkanı ye, ikinci çıkanı sakla, üçüncü çıkanın dileğini kabul et, dördüncü geleni üzme, beşinciden de kaç. Sabah oldu, dışarı çıktı. Yola koyulup gitti. Karşısına bir dağ çıktı. Bu koca dağı görünce şaşırdı. Kendi kendine şöyle dedi:
—Rabbim bana bunu yememi emretti. Rabbim bana gücümün yetmeyeceği bir şeyi emretmez. Onu yemeye karar verdi. Dağa doğru yürüdü. Yaklaştıkça dağ küçüldü. Tam yaklaştığı zaman koca dağ bir lokmaya dönüşmüştü. Onu tutup yedi, baldan tatlı buldu. Allah’a hamdetti, yürüyüp gitti. Karşısına altından bir leğen çıktı. Şöyle dedi:
—Rabbim bunu da saklamamı emretti. Bir çukur kazıp onu gömdü. Yürüdü, az gittikten sonra dönüp baktı. Leğen, toprak yüzüne çıkmıştı. Geri dönüp tekrar gömdü. Biraz gitti ve baktı ki, yine çıkmış. Bir daha gömdü, yine toprak üstüne çıktı. Kendi kendine:
—Ben emredileni yaptım, diyerek bırakıp gitti. Karşısına bir kuş çıktı. Peşinden bir şahin onu kovalıyordu. Kuş ona şöyle dedi:
——Ey Allah’ın sevgili kulu, beni sakla. Bana yardım et. Onu aldı. Koynuna sakladı. Peşinden şahin geldi, şöyle dedi:
——Ey Allah’ın sevgili kulu, ben açım. Sabahtan beri de bu kuşun peşindeyim. Onu yakalamak istiyorum. Kısmetime engel olma. Kendi kendine şöyle dedi:
—Üçüncünün dileğini yapmam emri verildi, yaptım. Dördüncüyü üzmemem emredildi. Şimdi ne yapacağım? Bu işe şaştı. Sonra bıçak aldı, kendi uyluğundan bir parça et kesti. Şahine attı, o da kapıp kaçtı. Daha sonra kuşu saldı. Bundan sonra yürüyüp gitti. Kokmuş bir leş gördü. Onu da bırakıp kaçtı. Akşam olunca şu duayı yaptı:
—Ya Rabbi. Emrini yerine getirdim. Bu işlerin manası ne ise bana bildir. Daha sonra, rüyasında şöyle anlatıldı:
-Birinci görüp yediğin öfkedir. Önce koca bir dağ gibi görülür. Sabırla öfke yutulursa, baldan tatlı olur. İkincisi iyi amelindir. Ne kadar saklarsan sakla, yine meydana çıkar. Üçüncüsü, sana bırakılan bir emanettir, ona hıyanet etme. Dördüncüsü, bir insanın sana bir dileği ulaşırsa, onu yerine getir. İsterse sana lazım olan bir şey olsun. Beşincisi gıybettir. İnsanların gıybetini edenlerden kaç. Şüphesiz her şeyi bilen Allah’dır.

Mar 31 2016

Osmanlı, Kâbe’den Yüksek Bina Yaptırmadı

Osmanlı, Kâbe’den Yüksek Bina Yaptırmadıosmanlikabedenyuksekby1
Osmanlı Arşivlerinde, son dönemlerde özellikle İslam alemi tarafından sıkça eleştirilen Kâbe çevresindeki yüksek binalarla ilgili bir fermana rastlandı.

Sultan 2. Selim tarafından dönemin Harem Şeyhi Kadı Hüseyin’e 30 Eylül 1574’de gönderilen fermanla, Kâbe’nin çevresindeki ortalama 5 metreden yüksek binalar ile bitişiğindeki evlerin yıkılması emredildi.

Konuyla ilgili tarihçi yazar Selman Soydemir AA muhabirine yaptığı açıklamada, Osmanlı Arşivlerinden çıkan belgenin, özellikle Mekke ve Medine söz konusu olduğunda Osmanlı padişahlarının ne kadar hassas davrandığını gösterdiğini söyledi. Yavuz Sultan Selim’in 1517’de Mısır’ı fethiyle Mekke ve Medine hizmetlerinin Osmanlıların uhdesine geçtiğini anlatan Soydemir, Hicaz’ın yönetimini Memluklulardan devraldıktan sonra İslam dünyasının tek lideri olan Osmanlı Devleti’nin, artık hac hizmetlerini de üstlendiğini, 1. Selim’in kendisini “Hadimü’l-Haremeyn,” yani “mukaddes toprakların hizmetçisi” olarak gördüğünü aktardı. Continue reading

Mar 31 2016

İki Yusuf’un Hikayesi

İki Yusuf’un Hikayesiikiyusufhik1
18. asırda, Osmanlı sarayında Valide Sultan olarak 40 yıla yakın yaşamış olan 4. Sultan Mehmed Han’ın annesi Turhan Sultan, Ukraynalı bir köylü kızıydı. 9-10 yaşlarında Tatarlar tarafından kaçırılmış ve Osmanlı sarayına Süleyman Paşa isminde bir vezir tarafından verilmişti. Turhan Sultan, esircilerin eline düştüğü zaman, köyünde 1 yaşında bir erkek kardeş bırakmıştı. Bu çocuk da 8-9 yaşındayken Tatarlar tarafından kaçırılıp İstanbul’da bir manava satıldı.

Yusuf adı verilen ve Müslüman olan bu çocuğu manav, bir baba şefkati ile büyüttü. Yusuf büyüyünce İstanbul’da Manav Güzeli lakabı ile şöhret buldu. Bir gün bu dükkanın önünden geçen Valide Sultan, Manav Güzelini uzaktan görür görmez kardeşi olduğunu anladı. Çocuğu saraya getirtti. Valide Sultan kardeşini bulunca pek çok sevindi. Manavı memnun edip, Yusuf’a devrin kıymetli hocaları elinde ciddi tahsil yaptırttı; fakat devlet işlerine karıştırmayıp, kendisini kahya tayin etti. Manav Güzeli Yusuf, ölünceye kadar İstanbul’da zengin ve kibar bir hayat sürdü. Continue reading

Mar 31 2016

Lisanımızda Çok Kullanılan Yanlışlar – 3

Lisanımızda Çok Kullanılan Yanlışlar – 3yanliskelimeler1
“Eni konu” değil “Önü sonu.” İyiden iyiye, iyice, oldukça manasındadır.

“Sıfırı tüketmek” değil “Zafiri tüketmek.” (Zafir: soluk, nefes.) Nefesin tükenmesi dolayısıyla ömrün bitmesi, ölmek.

“Göz var nizam var.” Bir şeyin göz ve akıl yoluyla anlaşılacağını anlatan bir söz. Doğrusu, “Göz var izan var.” (İzan: anlayış, anlama yeteneği. Nizam: düzen, kural)

“Eşek hoşaftan ne anlar.” değil, Eşek hoş laftan ne anlar” veya “Eşek hoş “ab” dan (ab=eski dilde su) ne anlar.” Şeklinde olması daha anlamlıdır. Ayrıca, “Eşek hoşaftan ne anlar, suyunu içer denesi kalır.” Şekilde söylenince kinayeli deyiş ortaya çıkar ki bu da atasözlerimizin hem düşündüren hem güldüren yapısına ayrı bir lezzet katar. Galatı meşhur olarak bu şekilde kullanılması da çok yaygındır. Continue reading

Mar 31 2016

Öl De, Köye Dönme

Öl De, Köye Dönmeoldekoyedonme1
Sene 1915. Sonbaharın serin yağışlı günlerinden biri. Savaş, bütün şiddetiyle cephelerde devam ediyor. Vatanın her tarafında barut ve kan kokusu. Yiğitlerin biri ölüyor, bini yetişiyor. İhtiyarı, genci savaşıyor, didiniyor ve yurdumuza düşman çizmesi basmasın diye el açıp Allah’a dua ediyor.

Cepheye durmadan takviye kuvvetleri gidiyor. İşte o kuvvetleri götürecek bir tren, Bilecik İstasyonunda beklemektedir.
Savaş yılları. Bir tren, Bilecik İstasyonunda beklemektedir. Askerlerin hepsi sakin, belki bir daha geri dönmeyecekler; ama hiçbiri tedirgin değil; çünkü şehit olma arzusu ve inancı gönüllerine huzur veriyor.

Sevkiyat subaylarından Abdülkadir Bey, vagonların arasında sessiz, hareketsiz bir gölge görür. Merakla ve şüpheyle yaklaşır. O anda çakan şimşeğin aydınlığında şunlara şahit olur: Ak saçlı, beli bükülmüş, soluk benizli, başı beyaz yaşmaklı ihtiyar bir Türk anası, çakılmış gibi orada duruyor. Yağmurdan sırılsıklam olmasına rağmen, huşu içinde beklemektedir. Anadolu’nun cefakar, vefa timsali ve sabırlı anası ile Abdülkadir Bey arasında şu konuşma geçer: Continue reading

Mar 30 2016

Temel Sapasağlam

Temel Sapasağlamtemelfikralari1
Temel doktora gitmiş:
-Çok hastayım doktor, vücudumun neresine dokunsam berbat canım yanıyor. Doktor Temeli bir güzel muayene ettikten sonra:
—Ben pek bir hastalık bulamadım. Vücudunuz gayet iyi durumda. Hatta sapasağlamsınız. Bunun üzerine Temel:
-Olur mu doktor bey? Nereme dokunsam acıdan ölüyorum, diyerek parmağının ucuyla başına dokunmuş
-Of of of. Sonra göğsüne parmağını basmış:
-Ay ay ay. Daha sonra beline ve bacağına:
-Vay vay vayy. Parmağını neresine dokunursa acıyla irkiliyor, feryat figan diyormuş. Doktor daha fazla dayanamayıp:
—Ver bakalım şu elini, diyerek Temel’in elini muayene ettiğinde birde ne görsün? Temel’in parmağı kırık.

Mar 30 2016

Hurda Nene

Hurda Nenehurdanene1
Çeşitli hastalıklar, kazalar geçirmiş, bir gözünü kaybetmiş, romatizmadan beli bükülmüş, parmakları çarpılmış olduğundan mahalleli bu yetmişlik ihtiyara Hurda Nene adını takmıştı. Rahmetli o haliyle bile herkesle şakalaşmayı, espri yapmayı severdi.

Hastalanmış, hastaneye kaldırılmıştı. Sabahleyin, nabzını ve ateşini kontrol eden doktor der ki:
-Teyze, maşallah çok iyisin. Nabız normal, ateş de yok. Vücut sıcaklığın 37 derece.
—Tohtor beğ, oğlum. Bir türli ıssınamirem. Soyuhdan donirem. Sen o otuz yedi dereceyi kırka, elliye çıkart. Ücreti möhüm deel.

Mar 30 2016

Kıymeti Takdir

Kıymeti Takdirkiymetitakdir1
Sultan Abdülmecid Han, Selanik’e giderken fırtına sebebi ile gemi Limni’ye sığınmak zorunda kaldığı zaman, uzaktan gördüğü türbenin kime ait olduğunu sordu. Yanındakilerden birisi türbenin Niyâzî-i Mısrî’ye ait olduğunu söyledi ve onun başından geçenleri anlattı. Bunun üzerine Sultan Abdülmecid, Niyâzî-i Mısrî Hazretlerinin kabrini ziyaret etmek için türbeye gitti. Türbede, Niyâzî-i Mısrî’nin ruhaniyetine hitaben:
-Ey Niyâzî-i Mısrî, kıymetini takdir edemeyen kimselere beddua eylemişsin. Sonra gelen bizlerin bunda bir kabahati yok. Bizlere, feyzli nazarının geldiği aşıkar olmadıkça, türbenden dışarı çıkmam, diye yalvardı ve Kur’an-ı kerim okuyarak ruhuna hediye eyledi. Sultan Abdülmecid Han, Niyâzî-i Mısrî Hazretlerinin feyz dolu nazarlarına kavuşunca dışarı çıktı ve türbenin tamir edilmesi için emir verdi.

Mar 30 2016

Pirizade Mehmed Bey’in Cevabı

Pirizade Mehmed Bey’in Cevabıpirizademehmedbeyinc1
Kanuni Sultan Süleyman Han’ın Macaristan seferi sırasında Anadolu’da isyanlar çıktı. Bunların en mühimlerinden biri de, Kalenderoğlu isyanı olup, Anadolu’nun bir çok şehirlerini ele geçirdiğini öğrenen Kanuni, Veziriazam İbrahim Paşa’yı isyanı bastırmak için Anadolu’ya gönderdi. İbrahim Paşa, uzun mücadeleler neticesinde isyanı bastırdıktan sonra bütün beyleri ve valileri huzuruna çağırdı. İlk olarak Anadolu Beylerbeyi Behram Paşa’ya sert bir şekilde şöyle dedi:
-Yarı çıplak, serseri, haneberduş takımının önünden nasıl kaçtınız? Behram Paşa bu suale korkusundan bir cevap veremedi. Veziriazam diğer beylere de sordu; fakat hepsi suçu birbirlerinin üzerine atıyorlardı. Veziriazam çok hiddetlendi. Artık cellada teslim edileceklerini anlayınca, içlerinden Adana Valisi ve eski veziriazamlardan Pirizade Mehmed Bey, Veziriazam İbrahim Paşa’ya:
—Eskiden dedelerimiz harbe girecekleri zaman Allah Teâlâdan yardım diledikten sonra tecrübeli ihtiyarlarla müşavere etmek geleneğine uyarlardı. Biz ise, ne onu yaptık, ne de bunu. Gurur ve kendimize olan aşırı güvenimiz, başımıza bu musibetleri getirdi. Cezamızı çekmek için işte kılıcım ve işte başımı, deyince, Veziriazam bu asil ve hakikat olan sözler karşısında susup hiçbir şey yapmadı. Eski veziriazamın bu konuşmasını haber alan Kanuni, Pirizade Mehmed Bey’i çağırıp ona ihsanlarda bulundu.

Mar 30 2016

Cezayirli Gazi Hasan Paşa

Cezayirli Gazi Hasan Paşacezayirlihazihp2
Tekirdağ’da Hacı Osman Efendi isimli hayırsever bir tüccar, bunun Hasan isminde bir de oğulluğu vardı; ancak Hasan ele avuca sığmaz, pek haşarı bir çocuktu. Biraz büyüyünce mahalledeki bütün çocukları dövmeye ve onları emri altına almaya başladı. Kimse ona karşı gelemiyor ve sözünden çıkamıyorlardı. Çıkmak isteyen adamakıllı dayak yiyor, kafası gözü şişiyordu.

Bütün mahalleli ondan şikayetçiydi. Osman Ağaya durumu söylediler. O da Hasan’ı çağırdı, azarladı. Lakin hiçbiri para etmiyor, çocuk bildiğinden şaşmıyordu. Osman Ağa, oğulluğuna pek düşkün olan hanımının hatırına daha fazla ses çıkarmadı. Ne var ki, Hasan büyüdükçe şirretliği artıyor, yalnız mahallenin değil, bütün kasabanın delikanlılarını hakimiyeti altına almaya çalışıyordu. Kendisine boyun eğenler yakayı kurtarıyor, eğmek istemeyenler ise belayı buluyordu.

Hasan artık onları dövmekle kalmıyor, onlara silah da çekiyordu. Her silahı büyük bir ustalıkla kullanır olmuştu. Sonunda kasaba halkı Osman Ağaya gelerek: Continue reading

Mar 29 2016

Pakistan’dan Osmanlıya Yardım

Pakistan’dan Osmanlıya Yardımpakistandanosmanliyay1
Osmanlı için açılan yardım sandıklarına, Pakistanlılar ellerinde ne varsa yetiştirmişlerdir. Prof. Azmi Özcan’ın aktardığı belgeye göre, bir İngiliz görevlisinin tuttuğu raporda yardımların nasıl toplandığı şöyle anlatılıyor:
Herkes, elindeki her şeyi Osmanlı’ya yardım için getirip bırakıyordu. Bir ara kalabalık telaşlandı, bir hareketlilik görüldü. Kucağında bebek bulunan fakir bir kadın can havliyle sağa sola koşuşturuyor, “Yok mudur bir hayırsever. Allah rızası için bu çocuğumu satın alsın, bedelini Osmanlı’ya göndereyim.” diyordu.

Herkes şaşkın, herkes perişandı. Yürekler parçalanmıştı sanki. Hem dert olmanın bu derecesi mümkün müydü? Neyse ki bir hayır sahibi, bu muhterem kadın adına istediği meblağı yardım sandığına, çocuğu da annesine bıraktı.

Mar 29 2016

Sultan Abdülhamit ve Konuşamayan Çocuk

Sultan Abdülhamit ve Konuşamayan Çocuksultanabdulhamitvekc1
Mahmud Allahverdi Anlatıyor:
O günlerde ben de Sultan Abdülhamid aleyhtarıydım. Okulda anlatılanları gerçek sanıyor, aleyhinde bulunuyordum. Bir gün yine aleyhinde konuşurken dükkanımdaki müşterinin biri bana çıkıştı:
—Oğlum, sen imanlı insansın, sakın Abdülhamid aleyhinde konuşma. O büyük bir velidir. Ben buna kızarak karşılık verdim:
——Kim demiş veli diye? Memleketi bu hale getiren o değil mi? Ben öyle rivayetlere kulak asmam. Herkes bir şey söylüyor. Kimi veli diye rivayet ediyor, kimi de deli diye. Yaşlı zat elindeki bastonuyla beni dürttü, belli ki kızmıştı.
—Bana bak. Şimdi sana öyle bir olay anlatacağım ki, bu ne bir rivayet, ne de bir söylenti. Bizzat yaşadığım, şahit olduğum, başımdan geçen bir olay bu. Ben bu defa dikkat kesilmiştim; çünkü işitme, söylenti falan değil, bizzat yaşadığı bir olayı anlatacaktı. Nitekim başladı da anlatmaya: Continue reading

Mar 29 2016

Tüm Sevgileri Bir Kalpte Toplamak

Tüm Sevgileri Bir Kalpte Toplamaktumsevgileribirkt1
Bir gün Efendimiz (s.a.v.), Hz. Ali’ye sorar der ki:
-Ya Ali. Allah’ı seviyor musun? Hz. Ali cevap verir:
—Evet ya Rasulallah.
-Peki, beni seviyor musun?
—Evet ya Rasulallah.
-Peki, eşini seviyor musun?
—Evet Ya Rasulallah.
-Peki, çocuklarını seviyor musun?
—Evet ya Rasulallah. Efendimiz (s.a.v.) der ki:
-Peki bunların hepsini bir kalpte nasıl yapıyorsun? diye sorunca, Hz. Ali beklemediği soru karşısında şaşırmış ve cevap verememişti.
—Bunu düşünmem gerek, diyerek oradan ayrılmıştı. Continue reading

Mar 28 2016

Bir Anlık Gecikmeymiş

Bir Anlık Gecikmeymişbiranlikgecikmeymis1
Bu coğrafya neler gördü. Halen de görmeye devam ediyor.
Bu toprakları “uzantıları” ile yönetmek isteyenler ve “küresel efendilere” kölelik etmeye çalışanlar, bu coğrafya’da hep vardılar ve maalesef azalsalar bile halen varlar.

Bu ülkenin 2008 sonrası ayağa kalkışına, dinamiğine, lidere acımdan insafsızca saldıran iç “sızmalar” ve “pensilvanya çetesi” misali “dış kurmalar”, yoğun mücadele ile etkisiz hale getirilmelerine rağmen, “kafası kopan yılan” misali ülkemizi, milletimizi sokmaya devam etmek istiyorlar.

Ey bu topraklara göz dikenler, dışarıdaki akıl hocaları ve içerideki uzantıları, kimi ele geçirirseniz geçirin, nereye sızarsanız sızın, ne yaparsanız yapın, bu coğrafya size dar gelecek. Bu ülke size car gelecek. Bu ülke, damarına dahi sızsanız sizi temizleyecek. Continue reading

Mar 28 2016

Hayat Der Ki

Hayat Der Kihayatderki1
-Sevdiklerinizi artı ve eksileri ile kabul etmeyi öğrenmedikçe, sevmeyi ve sevilmeyi beklemeyin. Yoksa sevmenin lezzetine varamayacak, eleştirmekten sevmeye vakit bulamayacaksınız.
-Dostluk ipekten bir gömlek gibidir. Onu taşımayı bilemezseniz sırtınızdan kayıverecektir. Sırtında dost gömleği olmayan yürekler hep üşürler.
-Başarmak isteği sendeki azimle bağlantılıdır. Başkalarının ne dediğinden çok, ne yapabileceğine karar ver ve başla. Mutlaka başaracaksın.
-Asla peşin yargılı olma. İlk kez gördüğün bir insan konusunda hemen karar verme. İlk anda pozitif sandığın enerji, sonraları negatife dönebilir.
-Seçimlerin seni yanıltsa da ne kendini, ne başkasını suçlama. Olumsuzluklarla karşılaşmadıkça doğruyu bulamazsın. Yaşadığın her şeyi kendine bir hayat dersi olarak kabul et ve yararlan.
-Yaşamın içinde depremler olacaktır. İki noktalılar hasar bıraksa da, korkma onarım mümkün. Şiddeti yediyi geçenlerde ise önce korunacağın bir direk bul. Enkazdan çıkman daha kolay olacaktır. Continue reading

Mar 28 2016

Git Hünkardan Ferman Getir

Git Hünkardan Ferman Getirgithunkardanfermang1
Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri, bir gün tebdîl-i kıyafet ederek halkının arasında gezmeye çıkar. Akşama kadar dolaşır. Unkapanı kapısına geldiğinde kale kapısının kapanmış olduğunu görür. Kendisinin çıkardığı fermana göre, kale kapıları akşam ezanını müteakip kapanıp, sabah ezanı vakti açılmaktadır. Padişah yanındakilerle kapının önüne gelir ve kapı muhafızı Sinan Çelebi ile aralarında şu konuşma geçer:
-şu kapıyı Sinan Çelebi.
—Kimsin sen, bana kapıyı aç diye nasıl emredersin?
-Kim olduğuma ne bakıyorsun, kapıyı aç yeter.
—Nasıl bakmam? Niçin bu zamana kadar dışarıda kaldınız? Dost musunuz, düşman mısınız? Padişah’ın emrini bilmez misiniz? Ben sana kapıyı açmam. Var git başının çaresine bak. Fatih bu cevaba güler ve Sinan Çelebi ile konuşmasını sürdürür. Açarsın açmazsın derken, nihayet Sinan Çelebi: Continue reading

Mar 28 2016

Neredesin Şevketlim Sultan Hamit Han

Neredesin Şevketlim Sultan Hamit Hanneredesinsevketlishh1
Sultan Abdülhamid’in devrilmesine sebebiyet veren oluşumlarda yer alan; ancak Sultan Abdülhamid Han devrilince gerçekleri Gören Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın, Sultan’a yazdığı şiir:

Nerdesin şevketlim, Sultan Hamid Han?
Feryâdım varır mı bârigâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
Şu nankör milletin bak günahına.

Tarihler ismini andığı zaman,
Sana hak verecek, ey koca Sultan.
Bizdik utanmadan iftara atan,
Asrın en siyasi Padişahına. Continue reading

Mar 28 2016

Osmanlı’da Hanedan Nedir?

Osmanlı’da Hanedan Nedir?osmanlidahanedann1
Osmanlı Hanedanı, Osmanlı İmparatorluğunu yaklaşık 622 yıl yöneten hanedandır. Osmanlılar, Osmanoğulları Âl-i Osman ve Hanedan-ı Âl-i Osman olarak da bilinir. Hanedan, adını Osmanlı Beyliğinin kurucusu olan Osman Bey’den alır. Osmanlı Hanedanının 1299 yılında başlayan yönetimi, 1922 yılında Ankara Hükümeti’nin saltanatı kaldırılmasıyla son bulmuş ve Osmanlı Hanedan Defteri’ne kayıt edilen son hanedan üyesi Fatma Neslişah 2012 yılında vefat etmiştir.

Osmanlı Hanedanından hükümdar olanlar yaygın olarak Padişah olarak bilinir; ancak kuruluş yıllarında hükümdarlık unvanı bey ve gaziydi ve bunun yerine daha sonra han unvanı kullanıldı. Sultan unvanı da Osmanlı Hanedanında yaygın kullanılan bir unvandı; ama bu unvan erkek hükümdarların yanı sıra kadınlar için de kullanılıyordu. Continue reading

Mar 28 2016

Somuncu Baba

Somuncu Babasomuncubaba1
Aksaray, Darende, Tavşanlı… Somuncu Baba hangisindedir, Allah Teâlâ bilir. Kim hemşehri olmak istemez ki onunla?
Ne yalan söyleyeyim. Aksaray’ın bu kadar zengin olduğunu bilmiyordum. Tarih desen onda. Mimari desen onda. Halı, kilim, dokuma, damak zevki onda.
Dünyanın en büyük tuz gölü “Tuz Gölü” ve en büyük ikinci kanyonu Ihlara.
Yeraltı şehirleri, kaya içlerine oyulmuş evler, ahırlar, ambarlar. Aslında zor bir coğrafya. Bir taraf tuzlu göl. Bir taraf buzlu dağ. Selçuklu buna rağmen medeniyet kurmuş burada.
Ecdat camileri, medreseleri, köprüleri, hamamları oya gibi dizmiş. Her fersaha bir kervansaray serpiştirmiş ayrıca. Kılıçarslan Han, Tepesidelik Han, Akhan, Alay Han, Sultan Han, Ağzıkara…
Ervah kabristanında 7 bin veliyullahın bulunduğu söyleniyor ki Somuncu Baba ve Cemaleddin Aksarayi gibi büyükler de var aralarında. Continue reading

Mar 27 2016

Osmanlı’nın Bazı Vakıfları

Osmanlı’nın Bazı Vakıflarıosmanlininbazivak1
Yardım, şefkat ve sevgi hissinin ebedileşmesi arzusundan doğan ve bunların müesseseleşmiş şekli olan vakıf müesseselerimiz sayesinde cemiyetimizin yıllarca huzur içinde varlığını devam ettirmek için, insanı hayretler içinde bırakan çok enteresan vakıflar vardı. Bunlardan bazıları şunlardır:
-Kışın aç kalan kuşların ve yabani hayvanların beslenmesi.
-Bayram günlerinde şehir ve kasabalarda çocukların sevindirilmesi.
-Koyun cinsinin ıslah edilmesi, et fiyatlarının kış aylarında yükselmemesi için tedbirlerin alınması.
-Hasta ve garip göçmen leyleklerin bakım ve tedavi edilmesi.
-Cami ve türbe duvarlarındaki ot ve yosunların temizlenmesi.
-Ramazan ayında camilerde hurma, zeytin gibi iftariyeliklerin dağıtılması.
-Köy ihtiyarlarına elbise temini.
-Hamalların sırtlarındaki yükleri, üzerine koyup dinlendikten sonra kimsenin yardımına muhtaç olmaksızın sırtlanabilmeleri için mola taşları dikilmesi.
-Çalışan kadınlara süt anne bulunması.
-Hac yolunda parasız kalanlara para dağıtılması.
-Yüksek dağ ve geçitlerde kar ve tipiden korunmak için sığınak yapılması.
-Yaz aylarında sıcaktan bunalanlar için gölgelik yapılması ve icap eden yerlere su küplerinin konulması.

Load more