Nisan 2016 archive

Nis 26 2016

Yar Kasidi – Muhammed Hüseyin Şehriyar

Yar Kasidi – Muhammed Hüseyin Şehriyaryarkasidimhs1
Sen yârimiŋ kasidisen,
Eylen sene çay demişem,
Hayalini gönderipdir,
Beski (çünkü) ben ah vay demişem.

Ah geceler yatmamışam,
Ben sene lay lay demişem,
Sen yatalı ben gözüme,
Yıldızları say demişem. Continue reading

Nis 26 2016

Bir Şansımız Daha Olmayabilir

Bir Şansımız Daha Olmayabilirbirsansimizdahao1
Osmanlı Devletini yıkanların, tekrardan ayağa kalkmaması için o büyük medeniyeti oluşturan ana unsurları, yani Türk’ün tahtını, Arap’ın dinini, Kürt’ün ilmini yok etmeleri, yok etmek için de öncelikle bu unsurları birbirlerinden ayırmaları gerekiyordu. Bunun için en iyi araç, Milliyetçilikti. Konunun Araplarla ilgili olan kısmı, bu yazının konusu olmadığı için geçiyorum.

Cumhuriyetin kurulmasından sonra yeni devlet, kurucu üst aklın talimatıyla, Kürtlere karşı sistematik bir baskı başlattı. “Türkiye Devleti” adına, Türk ismiyle, muhataplarının da Kürt olduğunun üzerine basa basa yapılan, çoğu zaman sebepleri çok basit olan, hatta bazı yerlerde keyfi diyebileceğimiz kadar basit olan baskılardı bunlar. Bu baskılara karşı gösterilen en ufak bir tahammülsüzlük de, büyük bir isyan olarak gösteriliyordu. Ülkenin diğer bölgelerinde yaşayan, iletişim imkansızlıklarından dolayı gerçekleri öğrenme imkanı olmayan Türk halkına da, Kürtlerin bölünmek istediği, bu yüzden de isyanlar çıkardıkları propagandası yapılıyordu. Continue reading

Nis 26 2016

Türkiye’de Algı Yöntemleri

Türkiye’de Algı Yöntemleri – Mutlaka Okunmalıturkiyedealgiyont1
Mersin’de Türk Bayrağı yakılmıştı geçtiğimiz yıllarda.
Türkiye ayağa kalkmıştı.
Bayrak, büyük hassasiyetti bu ülkede.
Damarın damarıydı.
O dönemde ABD Genelkurmayı ile Türk Genelkurmayı arasında İncirlik Üssü krizi vardı.
Amerikalılar bazı önemli konularda tavizler istiyordu.
Türk tarafı da vermiyordu.
Damara girmek lazımdı.
Öyle yaptı Amerikalılar. Continue reading

Nis 26 2016

Bu Memlekette Ne İşleri Var?

Bu Memlekette Ne İşleri Var?bumemleketteniv1
Bazı milletvekillerimiz Osmanlı hanedanına maaş bağlanması için kampanya başlattı. Bazıları ayağa kalktı. İçlerinde “Bu memlekette ne işleri var?” diyenler bile bulunuyor.

Kampanyaya tepki gösterilmesini gayet doğal buluyorum; çünkü koca İmparatorluğu yıkan İngilizler 100 yıldır asla bu ülkeden çıkmadı. Neden çıksınlar ki? Kurdukları eğitim sistemiyle tarihine küfreden bir nesil yetiştirdiler.

Osmanlıyı yıkmak için nasıl o dönemde bile binlerce işbirlikçi türetildiyse, 100 yıllık bir eğitimin parçası olarak bugün yüz binlere ulaşmak zor olmasa gerek. Continue reading

Nis 26 2016

Osmanlılarda Kardeş Katli

Osmanlılarda Kardeş Katliosmanlilardakardeskatli1
Osmanlılarda şehzade katli meselesini doğru anlayıp değerlendirebilmek için, öncelikle İslam – Osmanlı hukuku ve siyaset geleneğini bilmeye ihtiyaç vardır. Hadisenin çok esaslı tarihi, siyasi ve hukuki sebepleri bulunmaktadır. İktidarın, hanedan mensuplarının müşterek malı olduğu yolundaki eski Türk siyasi geleneğine (ülüş sistemi) göre, tahta kim çıkarsa, Allah onun hakan olmasını istemiş ve ona kut vermiş demektir. Bu ortaklık geleneği, tarih boyu menfi neticeler doğurmuş, ülkelerin parçalanmasına ve Türk devletlerinin yıkılmasına sebebiyet vermiştir. Continue reading

Nis 25 2016

Kabrine Girmeden Önce Çok Düşün

Kabrine Girmeden Önce Çok Düşünkabiregirmedenocd1
Ölünce olmuyor cana dönüşün,
Kabrine girmeden önce çok düşün,
Amacı nedir doğuşun, ölüşün?
Kabrine girmeden önce çok düşün.

Ezanlar niyedir, namaz niçindir?
Namazla sorumluluk kim içindir?
Cevabı bulacağın tek yer dindir,
Kabrine girmeden önce çok düşün. Continue reading

Nis 25 2016

Osmanlı Mı “Diktatör”, Cumhuriyet Mi?

Osmanlı Mı “Diktatör”, Cumhuriyet Mi?osmanlimidiktatorcm1
Başöğretmen Hikmet Bey, bir gün hışımla sınıfa girdi ve adeta bağırdı:
“Çocuklar, İsmet Paşa’nın diktatör olduğunu söyleyenlere sakın inanmayın. Ne Atatürk diktatördü, ne de onun şanlı arkadaşı İsmet İnönü. Zaten diktatörlüğü kaldırıp cumhuriyet ilan eden de onlardır.”
Başöğretmenim iflah olmaz bir İnönücüydü. Dönemin başbakanı Adnan Menderes’e ve iktidardaki Demokrat Parti’ye de çok kızıyordu. Hışımla sınıfa girip, girer girmez o devrin ana muhalefet partisi lideri İsmet İnönü’yü savunmasından anladım ki, dışarıda birileriyle bu konuyu tartışmış, iyice damarına basmışlar. Hem sınıfa çöreklenen ağır havayı dağıtmak, hem de sınıfın çok bilmişlerinden olduğumu göstermek açısından hemen sormuştum:
-Diktatör ne demek öğretmenim?
Continue reading

Nis 25 2016

Sultan Abdülhamid Han’ın Engin Merhameti

Sultan Abdülhamid Han’ın Engin Merhametisultanabdulhamithem1
2. Abdülhamid Han’ın en küçük oğlu Âbid Efendinin hatıralarından:
Bir gün, babamın yanında bulunan adamlardan Ali Vehbi Bey’i hapsettiler, sonra İstanbul’a yolladılar. Sebebi, pederle baş başa kalıp bir şeyler kaleme alınmasından korkulmasıydı.

Alatini Köşkü’nün bahçesinde yuvarlak, çiçekli bir tepecik vardı. Subaylar, bu tepenin etrafında çiçeklerle “Hürriyet, Adalet, Eşitlik, Kardeşlik” yazmışlardı. Okuyabiliyordum; ama, bu sözlerin ne demek olduğunu anlamıyordum.

Köşkün pencerelerinden tepenin; yalnız bir tarafı görülürdü. Babam öbür tarafta ne yazdığını merak etmiş, beni çağırdı:
-Oğlum, git bir bak bakalım. Öbür tarafa ne yazmışlar, dedi. Gittim, okuyup döndüm, söyledim. Sadece bir “Yaa…” dedi. Başka tek söz etmedi. Continue reading

Nis 25 2016

Gençliğe Hitabe – Necip Fazıl Kısakürek

Gençliğe Hitabe – Necip Fazıl Kısakürekgencligehitabenfk1
Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre.
Birincisi, iki buçuk asır. Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet.
İkincisi, üç asır.. Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet.
Üçüncüsü, bir asır. Allah’ın, Kur’ân’ında “belhüm adal (hayvandan aşağı)” dediği cüce taklitçilere ve batı dünyasına esaret.
Ya Dördüncüsü?. Son yarım asır. İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, madde planında kurtarıldıktan sonra ruh planında ebedi helâke mahkûmiyet.
İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören. Bunları, yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi.
Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilâkı, yeni bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik.
Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle bütün “dikeyleri yatay” hale getirecek bir çığlık kopararak, “mukaddes emaneti ne yaptınız?” diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik.
Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin dâvâcısı bir gençlik.
Halka değil, Hakka inanan; meclisinin duvarında “Hakimiyet Hakkındır” düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik.
Emekçiye “Benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar, sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın; ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın” diyecek.
Kapitaliste ise “Allah buyruğunu ve Resul emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça, serbest nefes bile alamazsın.” ihtarını edecek. Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik.
Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan ve bunca keşfine rağmen, başını yarasalar gibi taştan taşa çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı, Türk’ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezhep, ortada ne kadar illet varsa devasının ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin İslamda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslam alemine ve bütün insanlığa model teşkil edecek bir gençlik.
“Kim var?” diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert “ben varım” cevabını verici, her ferdi “benim olmadığım yerde kimse yoktur” fikrini besleyici bir dava ahlakına kaynak bir gençlik.
Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi, cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispetle usule, stratejiye uygun bir gençlik.
Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifiri karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar gözü keskin ve gerçek kahramanlık madeniyle sahtesini ayırt etmekte kuyumcu ustası bir gençlik.
Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, demagog politikacısı, çıkartma kağıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, takma diş fabrikası, fuhuş albümü gazetesi, mümin zindanı mâbedi, temeli yıkık ailesi, hâsılı kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik.
Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirini beğenmeyecek, onlara: “Siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş marka Müslümanlarısınız. Gerçek Müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi” diyecek ve gerçek Müslümanlığın nasılını ve ne idüğünü her haliyle gösterecek bir gençlik.
Tek cümleyle, Allah’ın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı Sevgilisinin fezayı bütün yıldızlarıyla manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak ve O’ndan başka hiçbir tutanak, dayanak, sığınak tanımayacak ve O’nun düşmanlarını; ancak kubur farelerine layık bir muameleye tabii tutacak bir gençlik.
İşte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum. Şekillenmesi, billurlaşması için 30 küsur yıldır, devrimbaz kodomanların viski çektiği kamış borularla kalemime ciğerimden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allah’a hamd etme makamındayım.
Genç adam!
Bundan böyle senden beklediğim şudur: Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşını da gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil.
Allah’ın selamı üzerine olsun.

Surda bir gedik açtık, mukaddes mi mukaddes.
Ey kahpe rüzgar, artık ne yandan esersen es.
Necip Fazıl Kısakürek

Nis 25 2016

Medreseliler, En Entelektüel Kesimdi

Medreseliler, En Entelektüel Kesimdimedreselilerenek1
Ortaçağ kültürünü ve medreselerin bu çağdaki konumu:
Ortaçağ, zannedildiği gibi karanlık bir çağ değildir. Hele Müslümanlar için hiç değildir. Üniversiteler bu devirde kurulmuş, sonra bütün dünyaya Müslümanlardan yayılmıştır. Kağıt da öyledir. Üniversitelerde edebiyat, hukuk, ilahiyat ve felsefe okutulur. Medreselerde felsefenin yerini, hikmet almıştır. Zira, İslamiyette felsefenin yeri yoktur. Felsefe, aklın faaliyetidir.

Din ise nakildir; ama din dışı eşyanın hakikatini anlamada, felsefenin yeri vardır. Buna da hikmet-i tabiiyye demişlerdir. Fizik, kimya, biyoloji, astronomi hep bu çerçevede okunur. Matematik (riyâziye), bilhassa hendese (geometri) ise, mantık çerçevesinde dinin alet ilimleri içinde okutulur. Medrese, cemiyeti yönlendiren en mühim yerdir. Bilgi, bir güçtür. Hatta bir silahtır. Continue reading

Nis 24 2016

Turgut Özal’ın Kayıp Röportajı Ortaya Çıktı

Turgut Özal’ın Kayıp Röportajı Ortaya Çıktıturgutozalinkroc1
Merhum gazeteci Yalçın Özer’in, 1991’de dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile yaptığı ve 25 yıldır gizlediği bir mülakat, hem geçmişe hem de bugün yaşanan olaylara ışık tutacak açıklamalarla dolu.

Özal, 1991’de dönemin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği başkenti Moskova’ya resmi ziyarete giderken, programı takip eden gazeteciler arasında Türkiye Gazetesi adına dönemin başyazarı Yalçın Özer de vardı.

Ziyaretin Moskova’dan sonraki ayağı, o dönem Sovyetler’den kopmamış olan Ukrayna’nın Kiev şehriydi. Özal, bu gezi sırasında beraberindeki gazetecilere, bir bölümünü yayınlamamak üzere, çok önemli açıklamalar yaptı. Röportajda yapılan tespitler, günümüze de ayna tuttu.

“Hasan CEMAL’e Sorun”
Gezi sırasında bir gazeteci, Turgut Özal’a:
——ABD’nin Irak’a müdahalesine destek verdiniz. Zaten Arap dünyası ile Türkiye’nin ilişkileri 20’lerden beri iyi değil. Bu desteğiniz, ilişkilerimizi daha kötü yapmaz mı? diye sordu. Continue reading

Nis 23 2016

Fransa Kralı: “Ben Senin Kölenim”

Fransa Kralı: “Ben Senin Kölenim”fransakralibensk1
Her ne kadar iki ülke tüccarları ve devlet adamları arasında gayri resmi ilişkiler daha önceki senelere dayanıyor olsa dahi, Osmanlı İmparatorluğu ile Fransa arasında ilk resmi temaslar, Kanuni Sultan Süleyman ile Fransa Kralı Fransuva zamanında başladı.

O sıralarda, Fransa Kralı 1. Fransuva, bugünkü Avrupa Birliği’nin temellerini oluşturan Birleşik Avrupa Krallığının teşekkülü esnasında yaptığı mücadelede, Alman Kralı ve Avrupa’yı idare eden büyük Habsburg hanedanının reisi 5. Şarlken ile (Charles Quint) 1525’de giriştiği Avrupa reisliği mücadelesinde mağlup olmuştu.

Üstelik olmaz denilen şey oldu ve iki ülke arasında, yani Fransa ile Almanya arasında gerçekleştirilen Pavi Savaşında Alman İmparatoru ve Habsburg Hanedanı reisi 5. Şarlken, Fransa İmparatoru 1. Fransuva’yı esir almıştı. Kralı Almanya’ya esir düşen Fransa ve Fransuva’nın annesi, zor ve beklenmedik anlar yaşamaya başladılar. Continue reading

Nis 23 2016

Namazın İç ve Dış Farzları

Namazın İç ve Dış Farzlarınamazinicvedisfarzlari1
Namaz, Allahü Teâlâ’nın farz kıldığı ibadetler arasında, tevhid’den sonra en faziletlisidir. (Tevhid: “Lâ ilâhe illAllah”), “Allahü Teâlâ’yı birlemek”, “Allah’tan başka ilah olmadığına inanmak“).

Namaz, Allahü Teâlâ’nın kullarına sunduğu bir davet lütfudur. Bu davete icabet etmek, kulluğun önemli bir gereğidir.
Namaz, imanın alametidir. Müminin nuru ve miracıdır.
Namaz kılan kul, Allahü Teâlâ’nın huzurundadır.
Namaz, dinin hayatıdır ve temel unsurudur.
Namaz, Cennet’in anahtarıdır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.): Kim ki namazı kılarsa, dinin direğini dikmiş olur. Kim ki namazı terk ederse, dinin direğini yıkmış olur” ve “İnsan, Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmendir. Zira sen O’nu görmüyorsan bile, O seni görüyor, demiştir. Continue reading

Nis 23 2016

Muhteşem Bir Aşk

Muhteşem Bir Aşkmuhtesembirask1
Yavuz Sultan Selim Han, Mısır’ı fethettiğinde bir süre orada kalır. İdareyi eline alıp kendi hakimiyetini yerleştirmek için bu elzemdir. Bu sırada bir çadırda kalıyor ve çadırı süpürüp temizleyen, yemeği yapan Mısırlı bir cariye vardır ki, Yavuz Selim Han sabah çıkınca cariye geliyor, akşama kadar çadırı temizleyip, yemekleri hazırlayıp gidiyor ve akşam olunca da Yavuz Selim Han çadırına dönüyor.

Cariye nasıl olduysa bir kaç defa Yavuz Sultan Selim Hanı görür ve Ona aşık olur. Lakin, umutsuz bir aşk. Zira bir tarafta koskoca Cihan Padişahı Halife-i Rûy-i Zemin, diğer tarafta basit bir cariye; fakat gönül ferman dinlemez. Cariyenin aşkı dayanılmaz boyutlara ulaşıp da kalbine sığmaz hale gelince, ne yapacağını bilemez halde Halifeye açılmaya karar verir. Lakin aradaki uçurum, cariyeyi iyice çıkmaza sokar ve kararsız bir hale getirir. Bir yandan aşkının dayanılmaz baskısı, diğer yandan aradaki devasa farkın kendini engellemesi arasında bocalayan cariye, Halifenin karşısına çıkma cesaretini kendinde bulamadığından, yazıyla ilanı aşk etmeye karar verir ve üç kelimelik bir not yazarak Halife hazretlerinin yatağına bırakır. Notta sadece üç kelime yazılıdır: Continue reading

Nis 22 2016

Osmanlı Selatin Camileri

Osmanlı Selatin Camileriosmanliselatincamileri1
Osmanlılar, İslam mâbedini, büyüklüklerine göre üçe ayırmışlardır: Selatin Camii, Camii ve Mescid. Selâtin Camii, tabiri bugün pek kullanılmıyor. Mescide bile günümüzde cami deniyor.

Selatin kelimesi, sultan kelimesinin çoğuludur, sultanlar demektir. Osmanlı padişahının, padişah anneleri valide sultanların, imparatorluk şehzade ve sultanlarının yaptırdığı camilere, diğerlerinden ayırarak selatin camileri denmiştir. Bunların içerisinde hünkar mahfili bulunur. İki ve nadiren ikiden fazla minaresi olmaktadır. Çok büyük de olsalar diğer camilere, Hanedana hürmet eseri olarak, birden fazla minare yapılmazdı. Hakan Halife, cuma selamlığı denen merasimde, cumayı istediği selâtin caminde kılabilirdi. Continue reading

Nis 22 2016

Iğdır’da On Üç Şehit

Iğdır’da On Üç Şehitigdirdaonucsehit1
Iğdır/Dilucu Şehitlerine…

Ağzıma Mühürdür Dilucu, Iğdır,
Acımı kalbime gel de sen sığdır,
Ön üç şehit olduk VATANIM SAĞDIR,
Eğilmez başımız yüce bir dağdır.

Tekerrür halinde tarihi oyun,
Her zaman bir şekil sahneye koyun,
Her son perdede hep bu sözü duyun,
Eğilmez başımız yüce bir dağdır. Continue reading

Nis 22 2016

Namazın Vacipleri ve Sünnetleri

Namazın Vacipleri ve Sünnetlerinamazinvaciplerives1
Namazın Vacipleri
1 – Namaza “Allahü Ekber” sözü ile başlamak.
2 – Namazda Fatiha Suresi ve namaz suresi okumak.
3 – Fatiha ve namaz suresini, farz namazların ilk iki rekatında okumak. Vitir, sünnet ve nafile namazların her rekatında okumak.
4 – Fatiha suresini, namaz suresinden önce okumak.
5 – Secdede, alın ile beraber burnu da yere koymak.
6 – İki secdeyi birbiri ardınca yapmak.
7 – Üç ve dört rekatlı namazların ikinci rekatında Et-Tahiyyâtü duasını okuyacak kadar oturmak ve Et-Tahiyyâtü okumak.
8 – Birinci ve son oturuşta Et-Tahiyyâtü okumak.
9 – Birinci oturuşta Et-Tahiyyâtü okuduktan sonra, gecikmeden üçüncü rekata kalkmak. Birinci oturuşta gecikme, “Allâhümme salli alâ Muhammedin” cümlesi tamamlanacak kadar olursa, Sehiv Secdesi yapmak gerekir).
10 – Vitir namazında “Kunut Duasını” okumak. Continue reading

Nis 22 2016

Namaz Nasıl Kılınır?

Namaz Nasıl Kılınır?namaznasilkilinir1
Namaz kılmanın ayrıntılarını, sabah namazının sünneti ile anlatalım.

Sabah Namazının Sünneti
Namazın, dışından olan şartları yerine getirildikten sonra, namaz kılınacak temiz bir örtü üzerinde kıbleye yönelinir. Allahü Teâlâ’nın huzurunda olmanın ciddiyetinin farkında olacak şekilde durulmalıdır.
SABAH NAMAZININ BİRİNCİ REKATI: Sabah namazının sünnetini kılmaya kalben niyet edilir. Dil ile de kendi duyacağımız kadar hafif bir sesle, “Niyet ettim Allah rızası için sabah namazının sünnetini kılmaya.” denir.

1 – Erkek ve kadınlarda, namazlara başlama anındaki duruş şekilleri
Eller kulakların hizasına kadar kaldırılıp, başparmaklar kulak yumuşağına değdirilir. avuç içleri Kâbe-i Muazzama’ya dönük şekilde parmak araları açılır ve Allahü Ekber denilerek tekbir getirilir. Bu anda gözler, secdede alın konulacak noktaya bakar. Continue reading

Nis 21 2016

Mest Kullanımı

Mest Kullanımımestkullanimi01
Mest, ayağın yıkanması farz olan yerini örten, su geçirmez bir giyecektir. Mest, yere bırakıldığında yıkılmadan ayakta durabilecek kadar kalın olmalıdır. Sabah abdesti ile giyilen mest, abdestin ilk bozulması anından itibaren 24 saat geçerlidir ve 24 saat boyunca mest ile abdest tazelenebilir.

Misafir olan kişi, abdestin ilk bozulması anından itibaren 3 gün 3 gece mesti hiç çıkarmadan abdest tazeleyebilir. Mestin üzerine el parmaklarının uçları ayak parmaklarının ucuna, avuç içleri de ayak üstüne gelecek şekilde basarak mesh yapmak farzdır. Avuç içlerini ayak üstüne bastıktan sonra yukarıya (kendine) doğru çekmek ise sünnettir. Mest üzerinde, ayak küçük parmağının 3 katı kadar delik (açıklık) olması durumunda, o mest üzerine abdest tazelenemez.

Nis 21 2016

Abdesti Bozan Durumlar

Abdesti Bozan Durumlarabdestibozand1
1 – İdrar ve dışkı yollarından idrar, dışkı, meni, mezi, kan gibi bir necasetin, herhangi bir sıvının veya maddenin çıkması, yellenmek (gaz çıkarmak).
2 – Vücudun herhangi bir yerinden kan, irin gibi bir maddenin çıkması. Ağızdan çıkan akıcı haldeki kan, tükürükten fazla veya ona eşit ise abdesti bozar.

Vücuttan çıkan kan, akmadığı veya çıktığı yerin çevresine kendiliğinden dağılmadığı sürece, abdesti bozmaz. Yaradan çıkan irin ve sarı su da böyledir. Çıktığı yerin dışına, kendiliğinden dağılmayan bu sıvıların silinmesi halinde de abdest bozulmaz.

Şafii ve Malikilere göre idrar ve dışkı yolları hariç vücuttan çıkan kan ve benzeri sıvı maddeler abdesti bozmaz. Continue reading

Load more