Mayıs 2016 archive

May 31 2016

Osmanlı Padişahlarının Yazdığı Şiirler – 1

Osmanlı Padişahlarının Yazdığı Şiirler – 1osmanlipyazdigis1
Biz bülbül-i muhrik-demi gülzâr-ı firâkız
Âteş kesilür geçse sabâ gülşenimizden.
Sultan II. Selim (Sarı Selim)

Ey Muhibbî, âşık oldur, derd-i yârı hoş göre
Dertten kurtulmasın kim, derdine dermân arar.
Kânûnî Sultan Süleyman

Şîrler pençe-i kahrımdan olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek.
Yavuz Sultan Selim Continue reading

May 30 2016

19 Mayıs Hikayesi ve Türk Gençliği

19 Mayıs Hikayesi ve Türk Gençliği19mayishikayesivetg1
Kanunla korunan yalanların kesif ormanındayız, doğruları haykırmanın bedeli: Ya terk-i hayat etmek, ya da hürriyetini kaybetmektir. Herkesin sustuğu yerde haykırmamak da haysiyet kırıcıdır şüphesiz, ne var ki, “Niçin doğruları söylemediniz?” diye yüzünüze tükürecek kimse yoktur. Gönül rahatlığıyla susanlar kervanına dahil olabilirsiniz. Aşağıdaki satırlar, muasırlarımın tahkirlerinden korunmak için değil, gelecek nesillerin tükürüğüne maruz kalmamak içindir.

19 Mayıs 1919, Türk çocuklarının doğum kayıtlarından daha kesin bildikleri tarih. Düvel-i Muazzama’nın işgali altındaki Devlet-i Aliye’yi kurtarmak üzere harekete geçen Mustafa Kemal’in Samsun sahillerinden karaya ayak bastığı gün. Harekete geçen kurmay bir asker değil, insanüstü bir efsane kahramanıdır. Yeis içindeki bir milleti soluğuyla diriltecek, bütün maniaları yerle bir edecek bir lider. Türk’ün yeni atası, hatta tek atası o, Atatürk. Continue reading

May 29 2016

Alçaklığın Böylesi

Alçaklığın Böylesialcakliginboylesi1
Balkan Savaşları sırasında İstanbul’a gelen Fransız Matin gazetesi başyazarı Stephane Lausanne, 1913 yılında yayınlanan kitabında, Osmanlı Devletindeki Ermenilerin yaptıkları zulüm ve katliamları anlatır. Kitabın bir yerinde şöyle bir hadise nakleder:
1890 senesinde Sivas’da Ermeniler isyan çıkararak silahsız Müslüman ahaliye saldırdılar ve birçok suçsuz insanı katlettiler. Bunun üzerine oraya sevk edilen askeri birlikler hadiseyi bastırdı. Bunun üzerine şehirdeki silahlı Ermeniler, Fransız konsolosluğuna sığındılar. Bizzat konsolos ve eşi, onları Osmanlı makamlarına vermemek için direndiler. Bir gün terasta etrafı gözetlemekte olan konsolosun kulağı dibinden bir kurşun vızıldayarak geçer. Ateş arkadan gelmiştir. Konsolos derhal geri döner ve az ötede, silahının namlusundan duman tüten bir Ermeni’yi görür. Onu üç gün önce içeri almış, yedirip yatırmıştır. Şaşkınlık ve öfke ile adamın üzerine yürür. “Bedbaht, ne yaptın? Hayatımı tehlikeye atarak seni ve arkadaşlarını koruyorum. Öyle iken nasıl elin vardı da beni öldürmek istedin?” Ermeni, sırıtarak konuşur. “Doğru, seni öldürmek istedim; çünkü kendi kendime dedim ki, Fransız Konsolosunun katli haber alınır alınmaz, Fransa buraya asker gönderir. Osmanlı hakimiyeti de biter.” İşte alçakça bir provokasyon; ama konsolosun resmi raporunda yer alan bu hadise karşısında Fransa Hükümeti susar.
Yazar Stephane Lausanne, bunu şöyle açıklıyor: “Kat’iyyen duyurulmamış, gizli tutulmuştur.”

May 29 2016

Peyami Safa ve Harf İnkılabı

Peyami Safa ve Harf İnkılabıpeyamisafaveharfi1
Peyami Safa, “Eğitim-Gençlik-Üniversite” isimli eserinde şöyle der: “Bir milleti yok etmek isterseniz, asker, istilaya lüzum yoktur. Ona tarihini unutturmak, dilini bozmak, dininden soğutmak ve dolayısıyla manevi değerlerini, ahlakını soysuzlaştırmak kafidir.”

Peyami Safa, “Arap Harfleri” başlıklı yazısında Harf İnkılabı hakkında şöyle yazmaktadır:
-Arap, yani eski Türk harfleri yerine Latin harfleri kabul edileli otuz bir yıl oldu. O zamanın yer yer ifade edilen en büyük endişeleri şunlardı: Evvela Arap harflerinin daha çabuk yazılıp okunduğuna şüphe yoktu. Mahkeme zabıtları gibi sür’at isteyen yazılar Latin harfler ile yazılamazdı. Mekteplerde not tutmak veya herhangi bir yazıyı da acele yazmak zorlaşacaktı. Daha büyük endişe de şuydu: Milli kütüphanelerimizdeki yüz binlerce eser ne olacak? Yarınki nesiller kendi edebiyatlarını, tarihlerini, dil ve lügatlerini, felsefe, din ve hukuk eserlerini okumak imkanından mahrum kalınca, onlara milli kültür nasıl verilecek? Continue reading

May 29 2016

Ertuğrul Gazi’den Osman Gazi’ye

Ertuğrul Gazi’den Osman Gazi’yeertugrulgazidenosmang1
Gazi Ertuğrul Beğ geldiği anda,
Söğüt, gönlümüzde ala şafaktır.

Türk, yeniden doğdu güneş misali,
Bu doğuş çiçeğe, dala şafaktır.

Sevgi haleleri buram buramdır,
Her hâle, bülbüle, güle şafaktır.

Işıl ışıl gökler, pırıl pırıl yer,
Ezan sedaları dile şafaktır. Continue reading

May 28 2016

Anadolu Hisarı

Anadolu Hisarıanadoluhisari1
İstanbul Boğazının en dar yerinde Anadolu sahilindeki hisar. Yıldırım Bayezid Han tarafından yaptırılmıştır. İnşa tarihinin 1391 veya 1399 olduğu tahmin edilmektedir.

Boğazın Anadolu kıyısında Göksu deresinin denize döküldüğü yerde dere ile deniz arasında kireç ve şist katmanlarından meydana gelen tepe üzerindedir. Eski kaynaklarda bu hisar Güzelhisar, Güzelcehisar, Yenihisar, Yenicehisar, Akhisar isimleriyle zikredilmektedir.

Bizans’ın Karadeniz yoluyla yardım almasına mani olmak maksadıyla inşa edilen Anadolu Hisarı; asıl kale, iç kale ve üç kuleden meydana gelir. Asıl kale, dikdörtgen bir plan üzerine yükselen bir kuledir. Kule, üzeri toprakla örtülü yüksekçe bir kayanın üzerine oturtulmuştur. Dört katlı olan bu kuleye bugün, güney batıda bulunan bir kapıdan girilmektedir. Kulelerin alt katlarının kapısı yoktur. Kuleye, birinci kat hizasından kaleyi iç kaleye bağlayan bir asma köprüden geçilir. Alt kata ise batı duvarının içine yapılmış olan bir merdivenle inilir. İkinci kata kuzey duvar içine yerleştirilmiş olan bir merdivenle çıkılır. Continue reading

May 27 2016

Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar

Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlaryuksekyuksektepelereek1
Bu öykü, Malkara köylerinden alınmış olup belli bir kişinin dilinden yazıya geçirilmiş değildir. Çevrede herkes tarafından bilinen bir öyküdür. Söylentiye göre çok eskiden köyün birinde Zeynep isimli çok güzel bir kız vardır. On altıya yeni bastığında Zeynep’i köylerindeki bir düğünde aşrı (yabancı) köylerden gelen Ali isimli bir genç görür. Ali, Zeynep’i çok beğenir ve köyüne döndüğünde kızın babasına hemen görücü gönderir. Zeynep’i Ali’ye verirler. Kısa bir zaman sonra düğünleri olur. Ali, Zeynep’i alıp aşrı köyüne götürür. Zeynep’in gelin gittiği köy ile kendi köyü arası üç gün, üç gece çeker. Bu kadar uzak olduğundan dolayı Zeynep, anasını babasını ve kardeşlerini tam yedi yıl göremez. Bu özlem Zeynep’in yüreğinde her gün biraz daha büyüyerek dayanılmaz bir hal alır. Köyün büyük bir tepesinde bulunan evinin bahçesine çıkarak kendi köyüne doğru dönüp için için kendi yaktığı türküyü mırıldanır ve gözleri uzaklarda sıla özlemini gidermeye çalışırmış. Oysa kocası, Zeynep’in bu özlemine pek aldırış etmez. Kaldı ki eski sevgisi de pek kalmadığından kendini fazlaca horlamaya, eziyet etmeye başlar. Sonunda bu özlem ve kocasının horlaması Zeynep’i yataklara düşürür. Gün geçtikçe hastalığı artan Zeynep’in düzelmesi için, köyden gelip gidenler de anasının babasının çağrılmasını salık verirler. Başka çare kalmadığını anlayan Zeynep’in kocası da, anasına babasına haber vermeye gider. Altı gün altı gecelik bir yolculuktan sonra bir akşam üstü Zeynep’in anası babası köye gelirler, Zeynep’i yatakta bulurlar. Perişan bir halde Zeynep, hala türküsünü mırıldanmaktadır. Aynı türküyü anasına babasına da söylemeye başlar. Çevresindeki bütün köy kadınları duygulanıp göz yaşı dökerler. Annesi fenalıklar geçirir ve bayılır. Zeynep hasretini giderir. Giderir; ama artık çok geç kalınmıştır. Sonu ölümle biter. Herkes Zeynep için göz yaşı döker. İşte o gün bu gündür bu türkü ayrılığın türküsü olarak söylenip durur. Continue reading

May 27 2016

Doğudan Görev Dönüşüm Ölünce – Orhan Afacan

Doğudan Görev Dönüşüm Ölüncedogudagorevdooa1
Doğudan görev dönüşüm ölünce,
Ölmezsem, başım dik dolaşacağım.
Ölürüm zaten, vatan bölününce,
Hayırlı sonuca ulaşacağım.

Hendekler kazılmış, yol yapılmış,
Hendeği kapatıp, yol açacağım.
Halk terörle, baskıyla yıpratılmış,
Halka huzur, güven, güç olacağım.

Çatışmada mevcut hep ölüm riski,
Umursamam, umursamayacağım.
İçtiğim Şahadet, onun ki viski,
Tekrar, tekrar içsem doymayacağım.

Diyorlar ki nişancılar keskin,
Onları etkisiz bırakacağım.
Terör adıyla bu küresel bir kin,
Düvele zafer yaşatmayacağım.

İşgalden de beter doğudaki hal,
Olmuş,Olur’a göz mü yumacağım?
Yıldızıyla asmış yüzünü hilal,
Yoksa “utancımdan” kahrolacağım.

Anadolu’m ana, baba ocağım,
Seyit Onbaşıyı aratmayacağım.
Cumhuriyetle ağardı şafağım,
Can pahasına karartmayacağım.
Orhan AFACAN
İzmir-14.04.2016

May 27 2016

Halim Nice Olur – Ahmet Yesevi

Halim Nice Olur – Ahmet Yesevihalimniceoluray1
Tatlı canımı versem,
Karanlık yere girsem,
Münker, Nekir’i görsem,
Şu halim nice olur.

Gidip kabre konunca,
Hemen geri dönünce,
Zor sual sorulunca,
Şu halim nice olur. Continue reading

May 26 2016

Boğaziçi Köprüsü’nün İlk Çizimleri

Boğaziçi Köprüsü’nün İlk Çizimleribogazicikoprusununilkc1
Sultan 2. Abdülhamid Han, İstanbul Boğazı’nın iki yakasını bir araya getirmek istiyordu.
Bunun için Fransız ve Osmanlı mühendislerinden oluşan ekibe ilk projeyi çizdirdi. Sultan, köprü ile İstanbul’u Avrupa’dan Asya’ya kesintisiz bir demir yolu ağının en önemli durağı haline getirmek istiyordu.
Bu hem ticari hem de stratejik açıdan önemliydi. Söz konusu köprü bugün Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün olduğu yere inşa edilecekti ve 600 metre uzunluğunda olacaktı.
Kalın duvarları köprülerin ayaklarını düşman tehlikesinden koruyacaktı. Çizilen proje işlevselliği kadar estetiğiyle de göze çarpıyordu. Köprü üzerine konulan kubbeli kuleler İslam ve Türk mimarisinden izler taşıyordu.

May 26 2016

Ekrem Tahir: “Osmanlıca Şart”

Ekrem Tahir: “Osmanlıca Şart”ekremtahirosmanlicas1
Sarsılmaz bir nesil için Osmanlıca öğretilmeli.
Cemil Meriç’in “ebedi talebesi” Ekrem Tahir, Avrupa’nın 1839’dan bu yana İslam-vahiy medeniyetini “tanzim” etmeye çalıştığını ifade ederek, “Çünkü görüyor ki, İslam-vahiy medeniyetinin kalbi ve beyni olan bir millet var. Bugünkü, mesele 1839’a dayanıyor, Tanzimat aydınlarına. Çoğu da yabancı çocuklarıdır; çünkü yabancı dili onlar biliyordu. O günden bugüne sık sık Batı düşüncesi lanse ediliyor ve övülüyor” diye konuştu.

Türk mütefekkir Cemil Meriç’in ebedi “talebesi” ve yazar Ekrem Tahir, Osmanlıca’nın ilkokuldan itibaren okutulması gerektiğini söyledi. Tahir, Meriç’in doğumunun 100. yılına ithaf ettiği “Düşüncenin Vücudu & Yarı Türk” adlı kitabını Viyana’da düzenlediği konferansta tanıttı. Meriç’in “ebedi talebesi” olduğunu söyleyen Tahir, kitabında 2 asırdır topluma enjekte edilen “Batı düşüncesi mikrobuna” dikkati çekmek istediğini aktardı. “Toprak kaybedebilirsiniz; ama ruhu kaybederseniz her şey biter.” diyen Tahir, “Biz, İslam-vahiy medeniyetinin çocuğuyuz. O medeniyetin ruhunu taşıyoruz; ama bizim zihniyetimiz maalesef değiştirildi. Yani vücudumuzun derisi değiştirildi.” ifadelerini kullandı. Continue reading

May 25 2016

Adem Aleyhisselam’dan Beri Cami Mescid-i Aksa

Adem Aleyhisselam’dan Beri Cami Mescid-i Aksaademasbericamima1
Ebû Zerr el-Gifârî sorar:
—Ya Resulullah. Yeryüzünde ilk inşa edilen mescid hangisidir?
-Mescid-i Haram.
—Sonra hangisidir?
-Mescid-i Aksa.
—Aralarında ne kadar var?
-Kırk sene.

Hicri 14. Hazret-i Ömer devri.
İslam orduları Suriye, Irak, Filistin ve Mısır’da zaferden zafere koşmakta, nurlu Medine’ye her gün yeni bir fetih haberi ulaşmaktadır. Müslümanlar gittikleri yerlerde insanları hoş tutar. Canları, malları teminat altındadır. İsteyen camiye gelir, isteyen devam eder kendi inancına. Elini vicdanına koyanlar farkı fark eder ve aramıza katılırlar. Ahalinin fevç fevç İslam’a koştuğunu gören rahipler çaresizdir. “Müslümanların merhameti kılıçlarından da keskin.” demek zorunda kalırlar. Continue reading

May 23 2016

Kanuni Sultan Süleyman Han’ın Çekmecesi

Kanuni Sultan Süleyman Han’ın Çekmecesikanunisultanshc01
Kanuni Sultan Süleyman Han 1566 (H.974) senesinde vefat edince, cenaze namazını Ebüssü’ûd Efendi kıldırdı.
Kılınan cenaze namazından sonra Kanuni’nin hayatta iken yaptırdığı Süleymaniye Camii bahçesindeki türbesine gelindi. Cenaze kabre konuldu. Bu sırada bir çekmece getirilip kabre konulmak istendi.
Şeyhülislâm Ebüssü’ûd Efendi müdahale etti. Çekmecenin niçin konulduğunu, dinimizde kıymetli bir şeyin cenazeyle gömülmesinin mümkün olmadığını söyledi.
Sultan Süleyman Hanın, vefatından bir gün önce vasiyet edip bu çekmecenin kendisi ile gömülmesini istediğini bildirdiler. Ebüssü’ûd Efendi, mutlaka içindekilerin görülmesi gerektiğini, kıymetli bir şey varsa gömülemeyeceğini söyledi.
Çekmece Ebüssü’ûd Efendiye verilirken, elden kayıp düştü ve içindekiler döküldü. Kağıtların her birinde bir fetva ve altında Şeyhülislamın imzası vardı. Ebüssü’ûd Efendi, yazıların altında kendi imzasını görünce: “Ey Süleyman. Sen kendini kurtardın; ama biz ne yapacağız?” diyerek ağlamaya başladı.
Kanuni Sultan Süleyman Han, yapacağı her işi Şeyhülislama sormuş ve aldığı fetvaya göre hareket etmişti. Delil olarak da, aldığı fetvaların yanında gömülmesini vasiyet etmişti.

May 22 2016

Dünya’nın En Hızlı Yapılan Kalesi: Rumeli Hisarı

Dünya’nın En Hızlı Yapılan Kalesi: Rumeli Hisarıdunyaninenhizliykrh1
Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul Boğazının Avrupa yakasında yaptırdığı hisar. İstanbul’u almaya karar veren genç Osmanlı Sultanı, kuşatmadan önce bazı tedbirler aldı. İstanbul Boğazına hakim olup geçen gemiler kontrol altına alınmadıkça fetih çok güçtü. Bunun için Boğazı kontrol altına alacak bir kale yaptırmak icap ediyordu.

Hisarın projesi yapılacak surların, burçların, kapıların yerlerini, aralık ve mesafelerini bizzat Sultan Mehmet Han’ın tespit ettiği hususlar dikkate alınarak Mimar Muslihiddin Ağa tarafından çizilmişti. 15 Nisan 1452 günü temel atılarak büyük hızla kalenin inşasına başlandı.

Bizzat Sultanın, vezirlerin, paşaların amele gibi çalıştığı inşaat, çok güzel bir planlama ve sorumluluk dağıtımı ile devam ediyordu. İş bölümü bizzat Sultan Mehmet Han tarafından yapılıyordu. Boğazkesen Hisarının kuzeyindeki burcu yetmiş yaşlarındaki Sarıca Paşa, en güneydeki burcu Zağanos Paşa, kıyıdaki burcu da Halil Paşa yaptırıyor, Sultan da geri kalan ve deniz tarafındaki işlerle uğraşıyordu. Continue reading

May 22 2016

Kedileri Öldürdüler, Kendileri Öldüler. Kara Ölüm

Kedileri Öldürdüler, Kendileri Öldüler. Kara Ölümkedilerioldurdulerkoko1
1300’lerde Avrupa.
“Kara Ölüm” olarak bilinen veba salgını ilk olarak 1300’lerde Çin’de ortaya çıktı. Kurbanların şikayetleri ağrılar, ateş ve bulantıyla başlıyordu. İnsanların dirseklerinde ve kasıklarında mor kabarıklıklar oluşuyor ve kısa sürede yumurta büyüklüğüne ulaşıp sertleşiyordu. Bu yumurtalar patladığında içinden pis kokulu siyah bir madde fışkırıyordu; ancak bu rahatlama kurban için çok geç oluyordu; çünkü hasta, beş gün içinde ölüyordu. Bunun bilinen bir tedavisi yoktu ve alınan hiçbir önlem işe yaramıyordu. Seksen yıl içinde hastalık Çin nüfusunu üçte bir oranında azaltmıştı. İyi işleyen ticaret yolları aracılığıyla da salgın batıya doğru, Hindistan ve Ortadoğu’ya ilerliyor, her gün binlerce insanın ölümüne neden oluyordu. Continue reading

May 20 2016

Alman Prof. Neumark’ın İtirafları

Alman Prof. Neumark’ın İtiraflarıalmanprofneumarkıni1
Ord. Prof. Fritz Neumark (1900-1991), Hitler’den kaçarak 1933’de Türkiye’ye gelir. İstanbul Üniversitesi İktisat ve Hukuk fakültelerinde dersler vermiştir.
20 Temmuz 1936’da kurulan ve 1937 yılı yaz sömestresinde faaliyete geçen İktisat Fakültesinde (Umumi İktisat ve Maliye Teorisi Kürsüsü) başkanlığı da yapmıştır. (1952’de döndükten sonra Frankfurt Üniversitesinde rektörlük yapmıştır.)
Alman profesör Neumark ile bir kısım talebesi Boğaziçi’nde geziye çıkarlar. Talebelerden biri Prof. Neumark’a, “Avrupa bizi neden sevmez?” diye sorar. Prof. Neumark şu cevabı verir: Continue reading

May 20 2016

Süleyman Demirel: “Osmanlı’yı Kötüledik”

Süleyman Demirel: “Osmanlı’yı Kötüledik”demirelosmanliyiktldk1
Osmanlı İmparatorluğunun dağılmasıyla ortaya çıkan devletlerin, kendi rejimlerini ayakta tutabilmek için önceki yönetimleri kötülediğini belirten Demirel, bunun sadece Osmanlıyı kötülemekle kalmadığını, Türklüğü kötülemeye kadar vardığını kaydetti.
Demirel, şöyle konuştu:
“Osmanlıyı biz de kötüledik; çünkü Osmanlıyı methetsek, cumhuriyeti tutturmakta zorluğumuz olurdu. Yalnız, şimdi dönüp geriye baktığımız zaman şöyle kötüledik. Biz, kahramanlıklarla övündük.
Yani, Kanuni Sultan Süleyman’ı kötülemedik hiçbir zaman, yahut Fatih Sultan Mehmed’i kötülemedik; ama padişahlar dendiği zaman topyekun kötüledik. Böyle bir dönemi geçirmek mecburiyetindeydik.” (Türkiye, 09.10.1999)
Demirel’den bir itiraf daha:
“Osmanlı, 623 yıl yaşayan bir devletti. Cihan tarihinde böyle bir hanedanlık bulmak zordur. Osmanlı, büyük bir medeniyet, büyük bir kültürdür.” (Türkiye, 11.11.1999)

May 20 2016

Türk Halkını Hristiyan Yapmak

Türk Halkını Hristiyan Yapmakturkhalkinihristiyany1
İngiltere’nin Avam Kamarası ve Lordlar Kamarasındaki zabıtlara göre:
Lozan’daki İngiliz heyeti, devrimler yapılmadan önce Türkiye’nin milli ve manevi değerlerinden koparılacağını itiraf etmiştir.
Hüsrev Gerede’nin hatırasında ise: İncil’in yazıldığı Latin alfabesinin kabulü ve İslam harflerinin kaldırılmasının sebebi, Türk halkını Hristiyan yapmak için idi.
Mustafa Necati Özfatura

May 19 2016

Oysa Bayrak Namustur

Oysa Bayrak Namusturoysabayraknamustur1
24 Nisan’da, her yıl olduğu gibi, “Basmakalıp gösteriler” düzenlendi. Yine laf olsun torba dolsun kabilinden konuşmalar yapıldı.
Bu sefer Türk bayrağı, Azerbaycan bayrağı ile birlikte ateşe verildi.
Nerede mi?
Erivan’da.
Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan da, Azerbaycan ile aralarında “Her an savaş çıkabileceği.” ifadesini dün bir kez daha kullandı.
Oysa ne bayrak yakmaya, ne de efelenmeye gerek var.
Gelin hep birlikte bir yolculuğa çıkalım. Continue reading

May 19 2016

Kut’u Kutlamak ve Almanlar

Kut’u Kutlamak ve Almanlarkutukutlamakvealmanlar1
Çatlak sesler çıksa da, kamuoyu yüz yıl önce Kut-ül Amare diye bir yerde İngiliz birliklerini kuşatıp generalleriyle birlikte esir aldığımızı öğrendi. Kutlarsınız ya da kutlamazsınız, keyfiniz bilir.
Sırf “Tayyip kutluyor” diye kutlamayı reddedenler her zaman çıkacaktır.
Türk milleti nihayet yakın tarihi üzerine kafa yormaya başlıyor, bu büyük bir kazançtır. Tarihin “liseyi bitirir bitirmez yakılacak ilk kitap” olmadığını gençler anlamaya başladılar. (İkincisi de edebiyat kitabıdır tabii.)
Kanal seferlerini, Galiçya seferini, Kafkasya seferini öğrendikleri zaman, sıra onları anmaya da gelecektir.
Kut hakkında geçen gün, emekli orgeneral Aytaç Yalman “Muharebeyi kazandık; ama yapılan hatalar neticesinde savaşı kaybettik.” demiş.
Biz hata yapmadık paşam. Hatalar Almanlar’a aittir.
Ya da şöyle söyleyeyim: Continue reading

Load more