Haziran 2016 archive

Haz 30 2016

Terör, Türkiye’ye Özel – Orhan Afacan

Terör, Türkiye’ye Özelterorturkiyeyeozeloa1
Hiç sanı durmayın terör küresel,
Terör, terörist Türkiye’ye özel,
Şehit, gazi kanlarımız oldu sel,
Suriye, Irak bir terör çemberi,
Başlangıç için birkaç yıl geri.

Olay sonu aklım arşive daldı,
Verilen beyanat tozlu masaldı,
Terörist masumların canını aldı,
Karanlık yüzünü yine gösterdi,
Oysa otuz yıldır siyah posterdi. Continue reading

Haz 30 2016

Kaptan June

Kaptan Junekaptanjune1
1922.
94 sene önce.
İngiltere’de doğdu.
Babası petrol mühendisiydi. İş için Afrika’ya taşındılar. Uganda’da yaşadılar. Svahili dilini öğrendi, uçsuz bucaksız savanlarda çıplak ayakla koşturdu, macera filmlerini andıran hayatı işte böyle başladı.

Çılgın.
Güzel.
Etrafına ışık saçan bir kızdı. Continue reading

Haz 28 2016

Affet Baba – Bir Babanın Son Anları

Affet Baba – Bir Babanın Son Anlarıaffetbababbsa1
Babamın son günleriydi. Hastaneden aramışlardı. “Gelip babanızı götürün.” dediler. Ciğerleri artık bitmişti; çünkü alkolik bir adamdı. O kadar ki su yerine neredeyse alkol alırdı. Zavallı anneciğim kahrını çekmişti çekmesine; ama onun haricinde kimse babamın bir kötülüğünü görmemişti. Babamın bize de hiç hayrı olmadı; çünkü kendine hayrı olmayan biriydi. Yarı ömrü yatakta, yarı ömrü hastane köşelerinde geçti. Hep üzüldüm babam için; çünkü babam hayatta iken de babasız büyüdük. İnşaatlarda yetiştim ben. Çalıştım çabaladım. Ekmeğimi taştan çıkardım. Çok şükür babamın aksine, ağzıma bir damlası girmedi alkolün. Namaz kılmayı da mahalle camisinin imamından öğrendim. Artık yaşlanmış ve tükenmişti babam. Hastaneye yatalı da ikinci ay geride kalmıştı. Şimdi ise “Gelin götürün.” diyorlardı. Hastanede ölünce prosedür çok oluyormuş. Eve götürtmek istersiniz diye çağırmışlar. Zavallı annem ve kız kardeşimle birlikte vardık. İki kişilik hasta odasında cenaze gibi yatıyordu. Kimseyi bilmez haldeydi. Sadece bir kuru soluk. Ne de olsa babamdı. Gözlerim doldu geldi. Ölümü soluyan çehresine bakarak içimden geçirdim: “Hey koca Hüseyin Ağa hey. Geldin gidiyorsun şu dünyadan. Dünyan hadi neyse de, Ahiretin ne olacak?” Tam o sırada diğer yataktaki hasta, sanki bana cevap verir gibi dedi ki: Continue reading

Haz 27 2016

Resim Öğretmeninin Çocukları

Resim Öğretmeninin Çocuklarıresimogretmenininc1
Eğitim Enstitüsü birinci sınıfında okuyorduk. Meslek derslerinin yanında bir de resim dersimiz vardı. Bu dersin hocası da Süleyman Bey adında 50 yaşlarında bir öğretmendi. Bu muhterem insan yıllarca köylerde öğretmenlik yaptıktan sonra Gazi Eğitim Enstitüsü resim bölümünden mezun olmuştu. Hayat şartları evliliğe pek fırsat bulamamış olacak ki, 40 yaşlarında ancak evlenmişti. Bu evlilikten birisi sekiz biri beş yaşında iki küçük çocuk sahibi olmuştu. Çocuklarına çok düşkün bir babaydı. Zaten biz de okul lojmanlarının önünde çocuklarını abla kardeş oyun oynarken görürdük. Cıvıl cıvıl neşeli iki çocuktu.

Dersimiz resim olsa da Süleyman Beyin köy öğretmenliği ile ilgili anıları bizim çok ilgimizi çekerdi. Bizler de şunun şurasında iki yıl sonra okulumuzdan mezun olacaktık. Sonra ülkenin kim bilir hangi bir cennet köşesinde herhangi bir ilinde veya ilçesinde köy öğretmeni olarak görev alacaktık. Bu sebeple köy tecrübesi olmuş bir öğretmenin hatıraları bizim için ileride tecrübe olacak birer anekdot niteliğindeydi. Öğretmenimizin bu babacan tavırları, samimi içten konuşmaları derse de hatıralara da ayrı bir zevk katıyordu. Ders kaynatılıyor gibi gelse de, öğretmenimizin biraz da bilerek anlattığı bu hatıraları dinlemeye hepimiz bayılırdık. Anlatmasını istediğimizde bizi kırmazdı. Her birimizi bir arkadaş gibi gördüğü için gönlümüzü fethederdi. Bütün bu sebeplerle ona saygımız, diğer öğretmenlere olan saygıdan farklıydı. Continue reading

Haz 26 2016

Azın Bereketi Olurmuş Abi

Azın Bereketi Olurmuş Abiazinbereketiolurmusabi1
Eminönü’nde otobüse binmiş sıcaktan bunalmış halde otobüsün kalkmasını bekliyorum. Otobüs kaçacak diye su almayı unutmuşum ve dilim damağıma yapışmış. Bir delikanlı girdi 10-12 yaşlarda otobüsün kapısından üstü başı pejmürde pasaklı elinde kendisinin yarı boylarında 24’lü su kolisi. “Su isteyen var mı?” diye sordu. “Ver bir tane delikanlı.” dedim. O getirirken cüzdanı kurcaladım, ufaklığım kalmamış. Beş lira verdim alnından akan hakikaten toplumun yüzde doksanının unuttuğu alın terini sildi ufak adam. Ve elini cebine attı, onunda iki lira ufaklığı varmış. “Tamam delikanlı, kalsın beş lira.” dedim. Continue reading

Haz 25 2016

Amut Hareketi Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Amut Hareketi Hakkında Bilmeniz Gerekenleramuthareketihbg1
Amut hareketi, ellerimizin üzerinde durduğumuz bir harekettir. Bu hareket, kuvvetten çok denge gerektirmektedir. Denge konusuna gelecek olursak, dengemize önemli oranda katkısı bulunacak olan parmak tutuşlarımızdır. Parmaklar yere pençe gibi koyulduğu sürece kontrol daha rahat olacaktır. Yer tutuşta parmaklarınızı birer vida gibi düşünebilirsiniz. Sizi yere daha çok sabitleyecektir.

Diğer bir önemli detaya gelelim. Parmak tutuşlarını yapıyorsunuz; ama bir türlü duramıyorsunuz. Bu sorunun en önemli nedenlerinden birisi, bel ve karın bölgenizdeki kasları aktif şekilde sıkmayı başaramadığınızdan. Parmak tutuşlardan sonra karın ve bel bölgesini güçlendirecek antrenmanlar yapmanız büyük fayda sağlayacaktır.

Sırada bacak tutuşlarımız var. Kontrolsüz şekilde kullanılan bacaklar sizin dengenizi çok rahat şekilde bozacaktır. İlk zamanlar bu konuda dengeyi sağlamak gerçekten çok zordur. Bacak konusunda yapmanız gereken şey, bacakları serbest pozisyonda değil, sıkı bir pozisyonda tutunuz. Bacaklarınızın sallanmasını ya da başka yöne gitmesini engellemelisiniz. Bacaklarınızı kapalı pozisyonda tutarak ya da bacaklarınızı tamamen açarak gergin bir pozisyonda çalıştırabilirsiniz. Continue reading

Haz 24 2016

Sermayesi Tükenen Adam

Sermayesi Tükenen Adamsermayesitukenenadam1
Bir adam çok sıcak bir yaz günü hem buz satıyor, hem de: “Sermayesi tükenen adama ne olur yardım edin.” diyerek çevresindeki insanlara yalvarıyordu. Yardım talebinde haklıydı. Çünkü buzları eriyordu. Oradan geçmekte olan bir mübarek zat bu sözü işitince bir an durakladı. Sonra düşüp bayıldı. Kendine geldiğinde:
—Size ne oldu böyle? diye sordular. Mübarek cevap verdi:
-Eriyen buzu görünce, kendi sermayem olan ömrüm aklıma geldi. Eriyen buz değil, sanki ömrümdü. Ömür sermayemi eğer Allah’ın rızasına uygun işlere sarf etmedi isem, böyle eriyip giderken beni de felakete sürükleyecek. Bunu düşününce kendimden geçtim.

Haz 21 2016

Onu Sırf Allah Rızası İçin Severim

Onu Sırf Allah Rızası İçin Severimonusirfallahris1
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz bir gün buyurdular ki:
-Bir kimse başka bir köydeki din kardeşini ziyaret etmek için yola koyulur. Allahü Teâlâ, onun yolu üzerinde bir meleği vaziflendirir. O zat, meleğin yanına gelince, melek:
—Nereye gidiyorsun?
——Şu köyde bir din kardeşim var, onu görmeye gidiyorum.
—O kardeşinden elde etmek istediğin bir menfaatin mi var?
——Yok, hayır. Ben onu sırf Allah rızası için severim, onun için ziyaretine gidiyorum, diye karşılık verir. Bunun üzerine melek:
—Sen onu nasıl seviyorsan, Allahü Teâlâ’da seni öyle seviyor. Ben, bu müjdeyi vermek için Allah’ın sana gönderdiği elçisiyim, der.

Haz 21 2016

3 Oğul’un Marifeti

3 Oğul’un Marifetiucogulunmarifeti1
Köyün tek çeşmesi başında üç kadın sıraya girmiş kaplarına su doldurmaktaymış. Kadınlar aralarında çene çalarken yanlarına yaşlı bir adam yaklaşmış ve kadınların konuştukları ile yakından ilgilenmiş.
Birinci kadın şöyle demiş: “Benim bir oğlum var. Becerikli mi becerikli, yetenekli mi yetenekli. İnanın örnek bir delikanlıdır o.”
İkinci Kadın: “Benim de bir oğlum var. Bülbül gibi şakır, sesi insanlara gözyaşı döktürür.”
Üçüncü kadın ise, oğlu hakkında hiçbir şey söyleyememiş.
Kadınlar serçe parmağı kalınlığında akan çeşmeden kaplarını zorlukla doldurduktan sonra oradan uzaklaşmaya hazırlanırken, birinci kadının oğlu görünüp mükemmel bir takla atmış. Annesi, “Jimnastik gösterileri de yapabilir.” diyerek oğlunu pohpohlamış. Derken ikinci oğul gelmiş. O kadar güzel, o kadar yanık bir türkü söylemiş ki, dinleyenler hayranlıklarından dona kalmışlar. En son üçüncü kadının oğlu onlara yaklaşmış. İlk ikisinin aksine hiçbir şey yapmamış, sadece annesine koşmuş ve su kabını onun elinden alarak kendisi taşımış. Bundan sonra üç kadın yaşlı adama sormuşlar. “İşte şimdi oğullarımızı gördünüz değil mi?” İhtiyar şöyle cevap vermiş: “Ben sadece bir tek oğul gördüm. Annesinin elinden su kabını alarak kendisi taşıyan oğulu.”

Haz 21 2016

Bu Lokma Şifadır

Bu Lokma Şifadırbulokmasifadir1
Balaban isminde Gayr-i Müslim bir çobanın sürüsünden, iki koyun kaybolmuştu. Kaybolan koyunlar, Beşiktaşlı Yahya Efendinin dergahının bahçesine gelmişlerdi. Çoban doğruca dergaha geldi. Yahya Efendinin, büyük bir veli olduğunu işitmişti. “Acaba bana nasıl alaka gösterir, benimle ilgilenir mi, ilgilenmez mi? Eğer benimle ilgilenir, aç ve yorgun olduğumu anlayıp taze ekmek, tereyağı ve bal ikram ederse, onun hakikaten büyük bir zat olduğunu anlarım.” gibi düşünceler ile Yahya Efendinin huzuruna girdi. Yahya Efendi onu görünce, o daha hiçbir şey söylemeden:
-Bu genç çok yorulmuş ve acıkmıştır. Buna taze ekmek, tereyağı ve bal getirin, buyurdu. Ekmek, tereyağı ve bal ortaya konunca, Yahya Efendi, Balaban’a;
-Ey evladım Balaban,
Bunlar sana bir ihsan,
İster yağa ban, ister bala ban,
İnat etme, ol Müslüman. dedi ve tebessüm ederek yemesi için işaret etti. Balaban’da o yiyeceklerden yedi. Gönlü ve kalbi yumuşadı. İman etmekle şereflenip Müslüman oldu.
Huzur Pınarı

Haz 21 2016

İyilik Yap, Denize At

İyilik Yap, Denize Atiyilikyapdenizeat1
Bir gün Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri bir deniz kenarında gezerken bir Mecusi, yanına bol miktarda yem almış, denizdeki balıklara yem atıyormuş. Aralarında şöyle bir konuşma geçmiş:
-Ne yapıyorsun böyle?
—Sevap kazanmak için balıklara yem atıyorum.
-Senin sevap kazanman için, evvela iman etmen lazım. Sen Müslüman değilsin ki, hangi sevaptan bahsediyorsun?
—Peki benim bu balıklara yem verdiğimi o bahsettiğin Allah görüyor mu?
-O’nun bilmediği, O’nun görmediği bir şey yoktur ki.
-Bu da bana yeter. Continue reading

Haz 20 2016

Annemlere Gidebilir Miyim?

Annemlere Gidebilir Miyim?annemleregidebilirmiyim1
Evlendiği günden beri eşine müsaade etmiyordu ailesiyle uzun süre görüşmesi için. Ayrı şehirlerde yaşadıkları için yılda bir defa birkaç günlüğüne müsaadesi vardı sadece. Bu sorun dışında her şey çok güzeldi, güzel bir evleri ve arabaları vardı. Adam çok çalıştığı ve eve geç geldiği için ev hanımı olan eşi, vaktini evde yalnız başına düşünerek veya bir şeyler okuyarak geçiriyordu. O gece yine aynı konu gündeme gelmişti:
-Annemlere gidebilir miyim? Altı ay oldu görmeyeli. Çok özledim onları.
—Hayır.
-Lütfen, söz veriyorum çok fazla kalmayacağım.
—Hayır dedim.
-Bir açıklama yap lütfen, neden müsaade etmiyorsun?
—Biliyorsun ki ailenin oturduğu ev ve maddi imkanları çok kısıtlı, senin sıkıntı çekmeni istemiyorum.
-Mutluluğun bir fiyatı mı var?
—Hayır dedim. Annenle baban memnunlar hallerinden. Sende benimle mutlu olmaya çalışsan iyi edersin artık.
-Ben seninle mutluyum, sadece.
—Yeter artık uzatma.
-Evde çok sıkılıyorum. Senin bitmek bilmeyen toplantıların ve dünya kaygıların. Bense evde tek başıma. Çocuğumuzun olmayışı hepten yıkıyor beni. Sen aklını bir şeylerle meşgul ederken, ben evde olmayan çocuğumuzla yaşıyorum. Continue reading

Haz 20 2016

Seyyide Olduğunu İspat Edebilir Misin?

Seyyide Olduğunu İspat Edebilir Misin?seyyideoldugunuispate01
Resulullah efendimizin (s.a.v.) mübarek torunlarından Hazret-i Hasan’ın çocuklarına “Şerif”, Hazret-i Hüseyin’in nesline de “Seyyid” denir. Çok memlekette, bilhassa ülkemizde pek çok seyyid ve şerif vardır. İslam alimleri, Ehl-i beyt sevgisini, son nefeste imanla gitmek için şart görmüşlerdir; çünkü onlarda Resulullah efendimizin zerreleri vardır. Hepsine kıymet vermek, saygı göstermek, hele hele bir ihtiyacını gidermek çok sevaptır. Onlara yardımcı olmak için illa da zengin olmak gerekmez. Evlerinde bir hizmetlerini görerek, yolda giderken elindeki yükünü taşıyarak da dualarını almamız mümkündür. Peygamber efendimiz: “Benim evlâdımın iyilerini, Allah rızası için kerim tutun! Onlara hürmet edin! İyi olmayanlarına da benim hatırım için hürmet edin.” buyuruyor. Şu ibretli hadise Afganistan’da yaşanmıştır.

Bir gün kadıncağızın biri Belh hükümdarına gelir ve şöyle der:
-Ben seyyideyim, çoluk çocuğum var, biraz sıkıntıdayız, bize kalacak bir ev ver. Hükümdar:
—Vesikan var mı, bunu ispat edebilir misin? diye sorunca, kadıncağız çok incinir ve komşusu olan bir Mecusi’ye gitmek zorunda kalır. Ona da durumunu anlatır. Mecusi: Continue reading

Haz 19 2016

Ekmek Veren Eli Kıran Baba

Ekmek Veren Eli Kıran Babaekmekverenelikb01
Bağdat’ı kıtlık kırıp geçiriyordu. Herkesten önce de hamallar açlık çekiyordu. İçinde ekmek piştiği, sokağa kadar yayılan kokudan belli olan bir evin kapısından seslendi hamalın biri:
—Allah rızası için birazcık ekmek. Günlerdir lokma girmedi ağzımdan. Tandırın başındaki kadın taze ekmekleri kızına uzattı:
——Ver şu adama, dedi. Kızcağız ekmekleri güzelce katlayıp verdi aç hamala. Hamalın sevincine sınır yoktu. Evine doğru hızlandı. Kim bilir kaç günlük açlığını giderecekti? Tam bu sırada karşıdan gelen birinin sert ikazı durdurdu onu:
———Çabuk söyle, bu ekmeği hangi evden aldın? Geriye bakıp eliyle işaret etti:
—İşte şu evden. Adam kızgın şekilde salladı başını:
———Yanılmamışım, böyle zamanda başka kimin evinden alınabilir ekmek? diyerek eve doğru ilerledi. Kapıyı açar açmaz da sordu: Continue reading

Haz 18 2016

Bizim Yolumuz, Fedakarlık Yoludur

Bizim Yolumuz, Fedakarlık Yoludurbizimyolumuzfy01
Ebü’l Hüseyin Nuri Hazretlerini, kendi zamanında yaşayan birkaç evliya ile beraber, hasetçinin biri halifeye şikayet etmişti. İşin aslı araştırılmadan bunların idam edilmesi emredildi. Onlardan birisi idam edilmek üzere çağrılınca, Ebul- Hüseyin Nuri Hazretleri hemen ileri atılıp:
-Önce beni idam edin, dedi. Cellat:
—Kılınç, kendisine koşulacak bir şey değildir. Niçin acele ediyorsun? Sana henüz sıra gelmedi, deyince Ebul- Hüseyin Nuri Hazretleri:
-Bizim yolumuz isar, yani arkadaşını, kendine tercih etme, fedakarlık yoludur. En kıymetli ve tatlı şey, candır. Ben kendimi feda edip birkaç saniye de olsa, bu kardeşlerimin yaşamasını arzu ediyorum, cevabını vermiştir.
Bu hali gören halife, onların durumunu tekrar tahkik ettirir ve bunların Allah adamı olduğunu anlayıp özür diler ve serbest bırakır.
Huzur Pınarı

Haz 17 2016

Bitmeyen Bal: Anzer Balı

Bitmeyen Bal: Anzer Balıbitmeyenbalanzerbali1
1930’lu yıllar. Rize’de Anzer halkın kendi tabiri ile Ancer. Dünyaca balı ile meşhur olan Ancer. Binlerce poleni ve şifayı içinde barındıran balıyla meşhur Ancer.

Kış
Yaylacılık yapan Ancerlilerin bir kısmı aşağıya, Rize’ye şehre inmemiş, kışlamışlar. Yazdan yığdıkları otlarıyla, mallarını kıştan çıkarıp, bahara eriştirmenin çabası içindeler. Evet, hepsinin mal tabir ettiği koyunları, sığırları var. Tek tük birkaç tanesinin de kara kovanı var. Şifa niyetine, ilaç niyetine küçük bir kavanozu dolduracak kadar balları olurdu çoğunun. O da kış bitmeden tükenir giderdi. Continue reading

Haz 16 2016

Dünyada Rahat Bir Gün Yoktur

Dünyada Rahat Bir Gün Yokturdunyadarahatbirguny1
Süleyman (As.) bir gün eshabına dedi ki:
-Öyle bir gün istiyorum ki, o gün bana hiç tasa, hiçbir gam gelmesin. Veziri Asaf:
—Yarın, böyle bir gün olsun, dedi. Ertesi gün oldu. Süleyman (As.)’da asasını alarak cinnilerin çalıştığı Mescid-i Aksa inşaatına gitti. Bu sırada beyaz elbiseler giyinmiş bir yiğidin çıkıp geldiğini gördü. Tanımadığı bu şahıs kendisine selam verdi. Süleyman (As.)’da selamını aldı ve sordu:
-Kimsin sen ey yiğit? Gelen yiğit dedi ki:
—Yâ Nebiyyallah. Ben o kimseyim ki, Sultanlardan, Beylerden korkmam. Benim girdiğim köşkler, saraylar, evler hep sahipsiz kalır. Benim girdiğim evlerde izzet ve ikram ile beslenen nazik tenler, hemen kara toprağın altını boylar, toprak olur. Süleyman (As.) gelen bu esrarengiz misafiri tanıdı ve sordu:
-Ey Azrail kardeşim. Ruhumu kabzetmeye mi, yoksa ziyaretime mi geldin?
—Ruhunu kabzetmeye geldim.
-Ey ölüm meleği, şöyle bir günüm olsun tasasız gamsız geçireyim dedim, buraya geldim, oturdum.
—Ey Süleyman, senin istemiş olduğun o gün, dünya günlerinin içerisinde yoktur. Mü’min için rahatlık ancak ahirettedir.

Bunları söyleyen Azrail (As.) hemen o anda Süleyman (As.)’ın ruhunu kabzetti. Süleyman (As.) o sırada asasına dayanmıştı. Ruhu çıktığı halde, bedeni öylece kaldı.

Haz 16 2016

Hayır İşlemek Mutlaka Para İle Olmaz

Hayır İşlemek Mutlaka Para İle Olmazhayirislemekmutlakaparaio1
Semerkand’da bir esnaf vardı. Her Cuma günü, kazancını Allah rızası için ana ve babasının ruhları için sadaka verirdi. Bir Cuma günü, para kazanamadı. Hace Ubeydullah-i Ahrar (Ra.)’a gidip:
—Ben her Cuma günü kazancımı ana ve babamın ruhuna sadaka etmeyi nezir etmiştim. Bu Cuma günü para kazanamadım. Bu ahdimi yerine getirmek için ne yapayım? dedi. Ubeydullah-i Ahrar Hazretleri:
-Evladım. Hayr işlemek mutlaka para ile olmaz. Şimdi kavun, karpuz zamanıdır. Çöpe atılan kavun, karpuz kabuklarını topla, hayvanlara ver, buyurdu. Adam da öyle yaptı. O gece rüyasında ana ve babasını gördü. Ana ve babası rüyasında ona:
——Ey oğul, her Cuma gecesi bize hediyeler gönderir, bize ikram ederdin; fakat çoktan beri kavun, karpuz istiyorduk. Allah senden razı olsun. Bu Cuma bizlere kavun ve karpuz ikram ettiler. Sen hayvanlara kavun ve karpuz kabuğu verdin, Allahü Teâlâ da bize Cennet kavun ve karpuzlarından ikram eyledi, dediler.

Haz 15 2016

Yetim Kız Sevindirmek

Yetim Kız Sevindirmekyetimkizsevindirmek1
Hacı Bilal, Erzurum’da yılların manifaturacısıdır. Bir gün 3 adam gelir mağazasına. Biri eğilip kulağına der ki:
——Hacım. Mahallemizde 2 yetimi evlendiriyoruz. Düğün masrafını mahalleli yapacak. Kumaşları da sizden alsak. Hacı Bilal:
-Haftaya kızla birlikte gelin. Onlar çıkınca oğlu sorar:
—Baba, haftaya gelecek mallar hep ipekli. Kenarda köşede kalmış ve modası geçmiş olanlardan verseydik ya.
-Ah oğlum. Şu anda tüccar olan baban da yetim büyüdü. Annen halen o zamanı hatırlar ve der ki, “A efendi. Gelin olurken alamadığım o al basmalardan şimdi yok mu hiç? Halen gözümde tütüyor.” O ara bir telefon gelir. Konuşan oğlunun rengi solar.
-Hayırdır, bir aksilik mi var?
—Baba. Gemi fırtınaya yakalanmış. Malların bazılarını denize bırakmışlar. Yandık. Babası da şöyle der:
-Böyle olmaması lazımdı. Oğlu, o malları Trabzon’dan almaya gittiğinde “Biz bir tehlike atlatmadık.” derler. Oğlu, Trabzon’dan telefonla babasına müjde verir; ama babanın verdiği cevap yine şaşırtıcıdır.
-Biliyordum. Biliyordum.
—İyi; ama baba, nereden biliyordun?
-Oğlum, ben şimdiye kadar her sene zekatımı verdim. Yüce Allah “Zekatı verilen malı, ben muhafaza ederim.” buyurmuyor mu?
İki gün sonra evlenecek yetim kız gelince, “Kızım, hangi kumaşları beğenirsen oradan al.” diyen Hacı Bilal, parasını almayarak, yetimi ve yakınlarını sevindirir.

Haz 14 2016

Üzüldüğün Şeye Bak

Üzüldüğün Şeye Bakuzuldugunseyebak1
“Kul hakkı geçen kişiyi bulup hakkını helal ettirmediğiniz müddetçe, kurtuluşa eremezsiniz.” Ben biletsiz geldiğim otobüsün, bilet parasını veremeden hareket etmiş olduğuna üzüldüğümü söyleyince oradaki şoför gülümsedi:
—Aman Abi, ben de başka bir şey sandım. Üzüldüğün şeye bak. Alt tarafı bir defa otobüse bedava binmişsin ne olacak? Canın sağ olsun, bir şey olmaz. Bir daha ki sefere kartı iki defa geçersin olur biter, dedi. Bir an ne yapacağımı bilemedim, kararsız kaldım, bir cevap veremedim. O da otobüse binip hareket etti. Olduğum yerde kaldım, baktım yapacak bir şeyim yok. Bindiğim otobüsün tekrar gelmesini beklesem en az yarım saat oradan ayrılamam. “En iyisi en yakın camiye gidip cuma namazımı kılayım, ondan sonra gelir bindiğim otobüsü beklerim.” diyerek yakındaki camiye yöneldim. Zaten neredeyse ezan okunmak üzereydi. Camiden içeri girdiğimde halen tedirgindim. Hoca Efendi hutbede kul hakkını okumaya başladı ve uzun bir hutbe okuduktan sonra Kur’an-ı kerimin bir ayetinin manasından bahsetti: Continue reading

Load more