Ağustos 2016 archive

Ağu 19 2016

İstanbul’dan Nasıl Yönetiliriz?

İstanbul’dan Nasıl Yönetiliriz?istanbuldannasilyonetiliriz001
Balkanlar, Türkiye’ye doğru dönüyor. Balkanlar bu coğrafyanın merkezine dönüyor. Yunanistan’da, Romanya’da, Bulgaristan’da bunlar konuşuluyor halkın arasında. “Avrupa Birliğini boş ver, Türkiye ile birlikte yeni bir senaryo ne olabilir?” Bu, halkın arasında şu anda konuşuluyor. Belki Alman Hükümeti’nin baskısıyla Hükümetler konuşamıyor; ama halk şu anda Osmanlı İmparatorluğunu da çok iyi bilerek, “İstanbul’dan nasıl yönetiliriz?” konuşmaya başladı. Bakın bu çok açık. Orta doğu, “İstanbul’dan Nasıl Yönetiliriz?” konuşuyor. Orta Asya’da, “İstanbul’dan Nasıl Yönetiliriz?” konuşuluyor. Afrika’da, “İstanbul’dan Nasıl Yönetiliriz?” konuşuluyor.

Ağu 16 2016

Meğer Ne Çok Faziletleri Varmış

Meğer Ne Çok Faziletleri Varmışmegernecokfaziletleriv001
Nihad Sami Banarlı’nın anlattığına göre, Yahya Kemal bir dönemdeki sohbetlerinde sık sık şöyle dermiş:
Çocuklarımıza dediler ki:
-Selçuklu ve Osmanlı medeniyetini bilmemek fazilettir.
-Osmanlı devri Türkçesini bilmemek fazilettir.
-Fuzuli’yi, Nedim’i, Hamid’i, bilmemek bir fazilettir.
-Hasılı, … bilmemek bir fazilettir.
Çocuklarımız bir de baktılar ki, meğer ne çok faziletleri varmış.

Ağu 12 2016

Padişahlar Nasıl Eğitilirdi?

Padişahlar Nasıl Eğitilirdi?padisahlarnasilegitilirdi001
Padişah adaylarının (şehzadeler) eğitimi, Efendimizin buyruğu istikametinde anne karnında başlardı.
1 – Namazları (Özellikle de sabah namazı.) kaçırmamaktı. (Annenin uyku saatlerinin aynen çocuğa geçtiğini, bugün ilim adamları söylüyor.).
2 – Her türlü haramdan kaçınmak, şüpheli yiyeceklerden ve içeceklerden uzak durmak.
3 – Besmeleyi dilden düşürmemek.
4 – Bol bol Kur’an okumak.
5 – Sesi namahreme duyurmamak.
6 – Öfkelenmemek, bağırıp çağırmamak.
Kendini bilen, anneliğin kudsiyetini dikkate alan olgun her Osmanlı kadını gibi, hamile padişah eşleri de bunlara her zamankinden daha fazla dikkat eder, çocuk terbiyesini hamilelikten itibaren başlatırlardı.
Şehzade (Yahut Sultan) dünyaya geldikten sonra ise bir süt anne (Daye) tutulur, süt anneler özenle seçilirdi. Süt annelerin şehzadeler üzerindeki etkisi o kadar büyüktür ki, Fatih Sultan Mehmed, minnetinin ifadesi olarak sütannesi Ümmügülsüm Hatun adına bir cami (Daye Hatun ya da diğer adıyla Tarakçılar Camii), öldüğünde de Bursa’da güzel bir türbe yaptırmıştır (Muradiye semtindedir).
Bundan başka padişah adayları özel hocalardan ders alır, ayrıca zaman zaman diğer öğrencilerle birlikte Enderun derslerine katılır, normal müfredattan daha ağır bir müfredat uygulanırdı. Continue reading

Ağu 11 2016

Tesettür Nedir ve Nasıl Tesettürlü Olunur?

Tesettür Nedir ve Nasıl Tesettürlü Olunur?tesetturnedirvento001
Günümüzde tesettürü farklı anlamlara yorumluyorlar. Tesettür; kimine göre sadece baş kapamak, kimine göre tüm vücudunu kapamak, kimine göre de sadece pantolon ve eşarptan ibaret olduğu gözüküyor.

Tesettür, örtünmek anlamında İslam dini terimidir.
İslam dünyasında çoğunlukla kadınların kıyafetleri ile ilgili tanımlamalarda kullanılan bir kavramdır.
Tesettür “örtünmek” anlamına gelir ve dini anlamda örtülmesi gerekilen yerleri ve örtünün şekli, bazı unsurlarını (örneğin: transparan olup olmamasını) belirler.

Anlaşılıyor ki; Tesettür, İslam’a göre örtünme şeklidir. İslam’ın belirttiği örtünme şekline, Nur Suresinin 31’inci ayetine bakalım. Continue reading

Ağu 10 2016

İttihad ve Terakki Usulü Algı Operasyonları

İttihad ve Terakki Usulü Algı Operasyonlarıittihadveterakkiusuluao1
Bundan 127 sene önce (Kuruluş Tarihi: 02-03 Haziran 1889) “İttihad-ı Osmanî” adıyla birkaç askeri tıbbiye öğrencisi tarafından kurulan İttihad ve Terakki Cemiyeti, basın-yayına aşırı önem veriyor, bu kanalla “algı operasyonları” gerçekleştiriyor.
Parti yayın organlarıyla dış destekli yayın organları tarafından sürekli olarak şunlar tekrarlanıyor:
“Sultan Abdülhamid kötüdür.
Sultan Abdülhamid diktatördür.
Sultan Abdülhamid hırsızdır.
Sultan Abdülhamid ürkek ve korkaktır.
Sultan Abdülhamid vefasızdır.
Sultan Abdülhamid cimridir.”
Sultan Abdülhamid kavgacıdır. (Onun yüzünden bütün dünya, Osmanlı Devleti’ne düşman olmuştur.)
Continue reading

Ağu 09 2016

Eyüp Sultan’da Balkanlarda Dostluk Sofrası

Eyüp Sultan’da Balkanlarda Dostluk Sofrasıeyupsultandabds1
Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene,
Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene.
Ahmet Münir Eren Makedonya

Osmanlı topraklarına 1393’de katılmakla mamur olan güzide beldedeyim. Yani, şanlı bir medeniyetin ihsan sofrasında 520 yılını doldurarak Balkanların en gözde şehirlerinden biri olmuş Makedonya’nın Üsküp şehrinde.

Köprüler, çeşmeler, hanlar, hamamlar, camiler, külliyeler, zaviyeler diyarı. Yahya Kemal’in: “Üsküp ki, Şar Dağ’ında devamıydı Bursa’nın” dizelerindeki benzerlik buraya gelmeden fark edilmiyor. Şair devamında: “Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene, biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene.” mısralarını halka yapıyor kaybolan şehir şiirine. Kendisi Üsküp doğumlu olması hasebiyle içindeki mana çeşmelerinin musluklarını sonuna kadar açarak bu şehri yazıyor Beyatlı. Yıldırım Bayezid Han’ın emaneti beldeyi terk etmeye mecbur oluyor; ama yine de kopmuyor özünden. O ne şiirdir ki Üsküp’ü görmeden yaşatıyor insana. Continue reading

Ağu 08 2016

Bu Da Geçer Yâ Hû

Bu Da Geçer Yâ Hûbudageceryahu01
Dervişin birinin yolu bir gün bir köye uğrar. Köylüler fakirdir, onu misafir etmesi için Şakir isminde birinin çiftliğine gönderirler. Derviş yola koyulur. Yolda rastladığı birkaç köylü ona, Şakir’in köyün zenginlerinden birisi olduğunu, Halid adında bir başka zengin daha bulunduğunu anlatırlar. Derviş, Şakir’in çiftliğine varır. Şakir, hem misafirperver hem de gönlü geniş bir insandır.

Dervişi kaldığı sürece memnun eder. Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir’e teşekkür ederken: “Böyle zengin olduğun için hep şükret.” der. Şakir ise: “Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görüne, gerçeğin kendisi değildir, bu da geçer.” diye cevap verir. Continue reading

Ağu 04 2016

Kendi Fetvanı Kendin Verdin

Kendi Fetvanı Kendin Verdinkendifetvanikendinverdin1
Yavuz Sultan Selim Han, 1514 baharında çıktığı İran Seferinden 1515 yazında döndü. Sefer dönüşünde İstanbul’da devletin idari, siyasi, askeri, sosyal, iktisadi ve ticari meselelerinin halline başladı. Sefer esnasında meydana gelen hadiseleri bütünüyle tetkik ve tahkik ettirdi. Devlet adamlarını tek tek huzuruna çağırıp, hadiselerin sebep ve suçlularını tespit etti.

Yeniçeriler suçlarını anlayıp, “Hepimiz günahkarız.” diyerek padişahtan af istediler. Hadiseleri kökünden halletmeye azimli olan padişah, tahkikatı derinleştirerek suçluları tespit etti. Hadiselerden Kazasker Tacizade Cafer Çelebi, İkinci Vezir İskender Paşa ve Ocaktan Sekbanbaşı Balyemez Osman Ağa suçlu bulunarak huzura çağrıldı. Bizzat Cafer Çelebi’ye:
-İslam askerini itaatsizliğe ve isyana tahrik edenin cezası nedir? diye fetva istedi.O da:
—Eğer sabit olursa cezası idamdır, deyince:
-Senin fesadın, bence gerek lahikan ve gerek sabıkan sabittir ve kendi hakkındaki fetvayı kendin verdin, diyerek suçluları Dîvân-ı hümâyun önünde idam ettirdi.
Vehbi Tülek

Ağu 04 2016

Bulgaristan’da İki Osmanlı Camisi Yıkılmak Üzere

Bulgaristan’da İki Osmanlı Camisi Yıkılmak Üzerebulgaristandaikiosmanlicyu001
Bulgaristan’ın Sofya ve Razgrad şehirlerinde Mimar Sinan tarafından yapılan iki cami, bakımsızlık ve ilgisizlik sebebiyle yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor. İnşaatı 1530’da başlayan ve 1616 yılında ibadete açılan Makbul İbrahim Paşa Camisi, 30 yıldır hiç onarım görmedi. Razgrad kentinde bulunan, duvarı ve kubbesindeki deliklerinden kuşların girdiği Mimar Sinan eserinin üstünde ağaçların bittiği görülüyor. Cami, Razgrad Tarih Müzesi’ne bağlı bir kültür anıtı ve UNESCO’nun koruma altına aldığı eserlerden olmasına rağmen onarılmıyor.

Başkent Sofya’da 1566 yılında yılında inşa edilen Banyabaşı Camisi de benzer bir durumda. Caminin kubbesinde, 2012 yılındaki deprem sebebiyle büyük bir çatlak oluştu. Kubbe çökme tehlikesi ile karşı karşıya. Ayrıca metro inşaatı da çökme riskini artırıyor. Konu, Bulgaristan Parlamentosunda da ele alındı; ama şimdiye kadar problemin halline dair herhangi bir adım atılmadı. Kültür Bakanı Vejdi Raşidov, Banyabaşı Camisinin Bulgaristan Müslümanları Başmüftülüğü’nün mülkü olduğunu kaydederek onarımı ile ilgili proje ve finansal sorumluluğun, Türkiye’ye ait olduğunu öne sürdü.

bulgaristandaikiosmanlicyu002
bulgaristandaikiosmanlicyu003

Türkiye Gazetesi

Ağu 03 2016

Bir Çavuşun Subayına Mektubu

Bir Çavuşun Subayına Mektububircavusunsubayinamca1
1913 senesinde yazılan ve Bulgarların Müslüman Türklere yaptıkları zulümleri anlatan “Türkiye Uyan” adlı kitabın 228. sahifesinde, bir çavuşun subayına mektubu şöyledir:
Zâbit efendi! Kuvvetli düşman müfrezelerinin Gümülcine’ye indiğini, askerimizden bir kısmının çekildiğini ve bazısının da esir edildiğini işittim. Geçen gün dört erle bana teslim ettiğiniz Kuruorman sırtındaki mühimmat deposunu halen muhafaza ediyorum. Tabii Gümülcine’yi işgal eden düşman buraya da gelecek.
Doğrusu devletimin ve milletimin nice fedakarlıklarla burada yığdığı bu cephaneyi, sapasağlam düşmana teslim edecek değilim. Buna ne askerlik vazifem, ne de vatan sevgim müsaade eder. Elbette burayı havaya uçuracağım.
Fakat o binlerce liranın heba olup gitmesine üzülüyorum. Haydi havaya uçurdum. Sonra ne olacağım? Düşmana esir değil mi? Biz buraya esir olmak için mi geldik? Continue reading

Ağu 01 2016

Gel Beru Topal Zorbabaşı

Gel Beru Topal Zorbabaşıgelberutopalz1
Sultan 4. Murad Han çocuk yaşta tahta geçtiği için yeniçeri ve sipahilerin zorbalıkları artmıştı. Hüsrev Paşa ve Topal Recep Paşa gibi vezirler de el altından bu zorbaları destekliyor ve onların gücü sayesinde mevkilerini elde tutuyorlardı.

Nitekim Sultan Murad, Hafız Ahmed Paşayı Sadrazam yaptığı zaman askeri ayaklandıran Recep Paşa sadrazamlığı ele geçirdiği gibi, Hafız Ahmed Paşa, Hasan Halife ve Padişahın çok sevdiği muhasibi Musa Çelebiyi çeşitli hilelerle öldürttü. Sultan Murad Han, Musa Çelebinin katlini işitince acı bir ah çekip, “Yâ Rab. Bu mazluma kıyan zalimlerin haklarından gelmeye sen bana kuvvet ver.” diyerek ağladı.

Nihayet 20 yaşını dolduran Padişah, vücutça çok kuvvetli, demir pençeli, gözü pek, nüfuzu nazar sahibi bir yiğit oldu. O zamana kadar geçen hadiseleri dikkatle takip ederek ders almıştı. Recep Paşanın yaptığı tahrikler ve hileler hakkında iyi bilgi edinmiş ve bunun melanetlerini Rum Mehmed Paşa ile yeniçeri Ağası Köse Mehmed doğrulamıştı. Continue reading

Ağu 01 2016

Padişah Sofrası

Padişah Sofrasıpadisahsofrasi001
“Yediğine değil, yedirdiğine bak” (Atasözü)
Osmanlı ceddimiz, ilki kuşluk vakti, ikincisi gün batımında olmak üzere günde sadece iki öğün yemek yerlerdi. Bu sisteme saraylılar ve padişahlar da dahildi. “Kahvaltı” kavramı yoktu.

11 Haziran ile 09 Temmuz 1469 tarihleri arasında (Hicri 873 Zilhicce) İstanbul’da bulunan Fatih Sultan Mehmed’in akşam yemekleri çorba, etli yemek, yoğurt ve çeşitli otlardan oluşan salatadan ibaretti.

Fatih mantıyı, Kanuni hamsiyi severdi. Ayrıca ikisi ve bu arada Sultan 2. Abdülhamid yumurtaya düşkündü. Yumurtanın envai çeşidi yapılır, neredeyse yumurtasız sofra kurulmazdı.

Yemeklerin “mugaddi” (besleyici) ve vücuda faydalı olmasına özen gösterilirdi. Bu işe doktorlar nezaret ederdi. Sultan Dördüncü Murad’ın Edirne Sarayındaki hekimbaşısı Muhammed Bin Mahmut Şirvane’nin görev yeri mutfaktı. Görevi, faydalı ve şifalı yemekler hazırlanmasına nezaret etmekti. 15. Yüzyıla ait bir yemek kitabında yemeklerin vücuda olan faydaları anlatılıyor. Continue reading

Ağu 01 2016

Kabakçı Mustafa İsyanı

Kabakçı Mustafa İsyanıkabakcimustafaisyani1
On sekizinci yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti içte ve dışta çeşitli düşmanlarla mücadele ediyordu. 1789 Fransız ihtilalinden sonra Avrupa’da meydana gelen olaylar Osmanlı ülkesini etkilemedi. Hatta Sultan Üçüncü Selim Han “Nizâm-ı Cedîd” adı ile askeri, mülki, idari, ticari, içtimai ve siyasi bir dizi ıslahat teşebbüslerine girişerek devlete yeni bir hayatiyet ve canlılık getirdi. Bu durum Rusya, Fransa ve İngiltere’nin hoşuna gitmedi. 13 Aralık 1806’da çıkarılan Sırp isyanı, 1807’de Rusya’ya harp ilanı ve İngiliz donanmasının İskenderiye’yi işgali, tamamen Osmanlı Devletinin bu gelişme programını önlemeye yönelikti.

Nitekim bu faaliyetler, içeride de Selim Han’ın kurduğu modern Nizâm-ı Cedîd ordusunu istemeyen yeniçeriler ile menfaatperestleri ve Osmanlı Devleti’nin yıkılmasını isteyen hainleri harekete geçirdi. Akka mağlubiyetini bir türlü unutamayan Fransızların İstanbul Sefîri Sebastiani’nin teşvik ve Selanikli Sadaret Kaymakamı Köse Musa’nın tahrikleriyle, asiler ayaklanmaya hazır hale geldiler. Continue reading

Ağu 01 2016

Emir Astsubayı’nın Şehit Edilişi

Emir Astsubayı’nın Şehit Edilişiemirastsubayininse1
Asker, halkına silah sıkan mı, yoksa hiç düşünmeden, tereddüt etmeden öleceğini bilerek kaosa engel olan haysiyetli astsubay mı?

Cuntacı Tuğgeneral Semih Terzi adlı general içeriden 20-30 kişilik bir grupla, Özel Kuvvetler Komutanlığı karargahına giderek el koymaya çalışıyor. Komutanın odasına giderek emir astsubayına, “Bundan sonra ben komutanım.” diyor. Bu arada yanında adamları var. Zekai Paşa’nın emir astsubayı tereddütsüz silahı çekip cuntacı generali alnının ortasından vuruyor. Diğerleri de onu şehit ediyorlar.

Türk askeri işte bu astsubay gibi korkusuz ve kahramandır. Allah senden razı olsun, mekanın cennetlerin en güzeli olsun. Özel Kuvvetler Komutanlığı ele geçirilse, belki darbe başarılı olacaktı; ama sen bunu engelledin kahraman asker.