Ekim 2016 archive

Eki 31 2016

Osmanlı Duası İle Bayramınız Mübarek Ola

Osmanlı Duası İle Bayramınız Mübarek Olaosmanliduasiilebayraminizmo1
Hayırlar feth ola.
Şerler def ola.
Gönüller şad’u handan ola
Müşkilâtlar hal’u asan ola.
Hastalar şifayâb,
Dertliler devayâb,
Borçlular edayâb,
Nâ-murad olanlar ber-murad ola.
Kalplerimiz mesrûr,
Sırlarımız mestûr,
Zahirimiz mâmûr, Continue reading

Eki 29 2016

En Şerefli Mertebe – Abdüllatif Uyan

En Şerefli Mertebe – Abdüllatif Uyanensereflimertebeau001
Abdullah-ı Dehveli (Ra.).
Bu zat buyuruyor ki: Hakiki iman etmek,
Kul için, en şerefli mertebe olsa gerek.
İman da, ehl-i sünnet üzere olmalıdır.
İmanın sıhhati de, iki şarta bağlıdır.
Nasıl vakit girmesi, şart ise namaz için,
İki şarta bağlıdır imanı da kişinin.
Birincisi şudur ki, can boğaza gelmeden,
Allah ve Peygambere inanmaktır önceden. Continue reading

Eki 28 2016

Bir Kuran-ı Kerim, Bir Selam-ı Şahane ve Hilafetin Gücü

Bir Kuran-ı Kerim, Bir Selam-ı Şahane ve Hilafetin Gücübirkkbirssvehg1
Hilafet Nedir ve Niçin Bu Kadar Önemlidir?
Bu soruların enteresan cevaplarını Rıza Tevfik şöyle anlatıyor: İngilizlerin parmağı olan 31 Mart Hadisesinin tertipçilerinden olan Rıza Tevfik, bu ihtilal sonrası İngiliz sefaretine gittiğinde çok soğuk karşılanır. Rıza Tevfik bunlara bir mana veremez. Bir süre sonra İngiltere’ye gittiğinde İngiltere’nin Türkiye büyük elçisi Lord Nicholson’ı ziyaret eder ve bu soğuk karşılamanın nedenini sorar ve şu ibretli cevabı alır: “Biz jön Türkleri teşvik ettik; çünkü ihtilal olacak ve sultanla hilafet alaşağı edilecekti; fakat aldandık, beklediğimiz neticeyi alamadık. Gerçi Kanun-i esasi geldi; fakat sultan ve hilafet yerinde kaldı.” Bu cevap üzerine Rıza Tevfik şu soruyu sorar: İngiltere Devletini hilafet müessesesi neden bu kadar ilgilendiriyor? Cevap çok ibretliktir:
“Biz Mısır’da, Hindistan’da İslam kitlelerini idaremiz altına alabilmek için milyonlarca altın harcadık, muvaffak olamadık. Halbuki sultan yılda bir defa bir selam-ı şahane, bir de hafız Osman hattı Kur’anı Kerim gönderiyor, bütün İslam ümmetini hudutsuz bir hürmet duygusu içinde emrinde tutuyor.”
Vehbi Tülek – 1001 Osmanlı Hikayesi

Eki 23 2016

Osmanlı’da Akıncılar

Osmanlı’da Akıncılarosmanlidaakincilar001
Osmanlı Devleti askeri teşkilatında sınır bölgelerinde, düşman memleketlerine ani baskınlar tertipleyerek yıpratma harekatında bulunan hafif süvari birliklerine verilen isimdir. Akıncılar, bazılarının zannettikleri gibi yağma gayesiyle düşman içine giren ve hayatlarını talanla kazanan askeri bir birlik değildi. Akıncılar, düşman arazisine birkaç koldan ani ve peşi peşine seri akınlar yaparak düşmanı korkutmak, ganimet almak, bilgi toplamak, düşman kuvvetlerini dağıtmak, hazırlanmakta olan Türk ordusuna vakit kazandırmak gibi mühim vazifeleri ifa ederdi. Akıncı Beylerinin başlıca vazifesi ise, Padişah veya ordu başkumandanı Edirne’de hazırladığı ordu ile sınıra yaklaşınca, önce bu bölgenin uç ve akıncı beyinden malumat alır, ona göre hareketini planlardı.

Bu vazifelerini esasa bağlayan kanunları vardı. Akıncılık, babadan oğula geçerdi ve yalnızca Türklere has askeri bir sınıftı. Akıncılar harp zamanında keşif kolu hizmetini görürlerdi. Düşman arazisini dolaşıp orduya yol açarlar ve kurulması muhtemel pusuları ani ve süratli hareketleri ile bozarlardı. Bundan başka ordunun yolu üzerindeki hububatı muhafaza, yerli halktan aldıkları esirler vasıtasıyla düşman hakkında haber toplamak ve köprü, geçit gibi yerleri emniyet altında tutmak da esas vazifeleri arasındaydı. Continue reading

Eki 22 2016

Kılıcın Parıltısından Sultan’ı Göremedim

Kılıcın Parıltısından Sultan’ı Göremedimkilicinpariltisindansultanigoremedim1
Osmanlı’nın en büyük hükümdarlarından Yavuz Sultan Selim Han, seferden gelmişti. Sadece askerin değil vezirlerin, bilginlerin, hatta Padişah’ın bile üzeri toz-toprak, kan içindeydi. Bütün ordu yorgunluktan kurtulmak için adeta dakikaları sayarken münasebetsiz bir talep geldi. İstanbul’daki Venedik elçisi, huzura çıkmak için izin istedi. Yavuz da kabul etti. Bunun üzerine vezirler, eskiyen elbiselerini değiştirme ihtiyacı hissetti. Sadrazam aracılığı ile durumu Yavuz’a iletti. O da uygun gördü, izin verdi. Elçinin gelmesine kısa süre kala bütün vezirler hazırdı. Continue reading

Eki 18 2016

Ecdadımıza Ne Kadar Benziyoruz?

Ecdadımıza Ne Kadar Benziyoruz?ezdadimizanekadarbenziyoruz001
Dün: Bir işe niyet ettiğimizde “İnşallah” derdik.
Bugün: “Yapacağım-edeceğim” diyoruz.
———-
Dün: Her işe “Bismillah” ile başlardık.
Bugün: “Allah yokmuş gibi” yaşıyoruz (haşa).
———-
Dün: Her güzellik karşısında “Maşallah” çekerdik.
Bugün: “Vay beee!” çekiyoruz.
———-
Dün: Hayretimizi “Allah Allah” diye ifade eder, hayretimiz derinleştiğinde “Fesübhanallah” derdik.
Bugün: İngiliz ağzıyla, “Vaavv yaaa!” diyoruz. Continue reading

Eki 18 2016

Sultal 2. Abdülhamid Han ve Projeleri

Sultal 2. Abdülhamid Han ve Projelerisultan2abdulhamidhanveprojleri1
Süveyş Alternatif Kanal
2. Abdülhamid Han, Süveyş Kanalının alternatif olması gerektiğine karar verdi. Projeye göre Ölü Deniz kenarında, bugün Ürdün’de bulunan Akabe Körfezinde çöküntü alanına su verilerek bir göl oluşturulacaktı. 72 kilometre uzunluğundaki göl, kanallarla Ölü Deniz ve Akdeniz’i birbirine bağlayacaktı. Bu proje gerçekleşemedi.

Haliç Köprüsü Rafa Kaldırıldı
2. Abdülhamid Haliç’e bir köprü inşa edilmesi için Fransız mimar Antoine Bouvard’a proje hazırlattı. Yıldız Teknik Üniversitesi Sultan 2. Abdülhamid Uygulama ve Araştırma Merkezinin projeyle ilgili şu bilgileri yayımladı: “Bouvard’ın projesi, Galata Köprüsü için oldukça modern bir görünüm öneriyor. Sahildeki gezinti yolları, yapının anıtvari boyutlarını vurguluyor. Bouvard, üzerindeki heykelleri ve aydınlatma elemanlarıyla birlikte tasarladığı köprüyü iki büyük kule ile sonlandırmış, meydan girişlerini abideleştirmiştir. Projede oldukça ilerleme kaydedilmesine rağmen, 1909 yılında Sultan Abdülhamid’in hâl edilmesiyle rafa kaldırılmıştır.” Continue reading

Eki 18 2016

Ermeni Komiteciler

Ermeni Komitecilerermenikomiteciler001
Rus General Mayewski, Ermeni terör örgütlerini şöyle anlatıyor:
“Ermeni çetelerini Ermenilerin yaşadıkları yerlere bağımsızlık ya da özerklik getirmeye çalışan veya dinlerini savunanlar olduğunu sanmayınız. Bunların birçoğu bir şey bilmeyen şehirli gençler olup; ancak ünlü komitecilerin ateşli sözleri ile alevlenen; fakat en ufak sorunu çözmekten aciz cahillerdir.

Hareketleri ile Ermenileri felakete sürüklemişlerdir. 1895 – 1896 yılları arasında Müslümanlarla Ermenilerin arasını öyle bir açmışlardır ki, bu düşmanlık hiçbir zaman bitirilemez.”

DAEŞ, PKK, PYD, vesaire: Tümü aynı tarifin içine girer. Neyi niçin yaptığını bilmeyen bir sürü serseri, efendilerinin kuklası olarak terör estiriyor. Öncekiler nasıl bittiler ise, bunlar da bitecek.

Eki 18 2016

Engelli Bay ve Bayan Arkadaş İlanları

Engelli Bay ve Bayan Arkadaş İlanlarıengellibaybayanarkadasi001
Merhaba. Sevmek, sevilmek herkesin hakkı. Herkes bir eş, sevgili buluyor; ama engelli olduğumuz için ne sevgili, ne de bir arkadaş bulabiliyoruz. Buradan engelli bay ve bayanlara sesleniyorum. Artık sizinde bir sevgiliniz ve yuva kurabileceğiniz bir hayat arkadaşınız olabilir. Bizleri olduğumuz gibi kabul eden, gerçekten de anlaşabileceğimiz kişileri bulabiliriz. Hiçbir şekilde umudumuzu kaybetmeyelim. Sonuçta hepimizi Allah yarattı. Herkesin mutlu olmaya hakkı var. Bu sayfa, engelli olan bay ve bayanların sayfasıdır. Burada yapılan yorumlar sayesinde siz de her şehirden bir sevgili bulabilir, birbirinizi tanıyabilirsiniz. Her gün binlerce kişin arkadaş aradığı İnternet ortamında, sizde kendi hakkınızda bu yazıya yorum yaparak sayfamız sayesinde eş adayı bulabilirsiniz.

Eki 18 2016

Resulullah’ın Güzel Ahlak ve Adetleri – 5

Resulullah’ın Güzel Ahlak ve Adetleri – 5resulullahinguzelahlakvea51
40 – Resûlullah (s.a.v.), sakalını bir tutamdan fazla uzatmazdı. Fazlasını makasla kısaltırdı. Bir tutam sakal uzatmak sünnettir. Sakal bırakması adet olan yerde bulunanın bırakması vacip olur. Bir tutamdan fazlasını kesmek de sünnettir. Bir tutamdan kısa yapmak bid’attir. Böyle kısa sakalı bir tutam uzatmak vaciptir. Sakalı kazımak mekruhtur. Özürle kazımak caiz olur.
41 – Her gece mübarek gözlerine üç kere sürme çekerdi.
42 – Evinde ayna, tarak, sürme kabı, misvak, makas, iğne, iplik eksik olmazdı. Yolculukta bunları beraber götürürdü.
43 – Her işinde sağdan başlamayı, sağ eliyle yapmayı severdi. Yalnız sol eliyle taharetlenirdi.
44 – Mümkün olduğu kadar her işini tek sayıda yapardı. Continue reading

Eki 18 2016

Resulullah’ın Güzel Ahlak ve Adetleri – 4

Resulullah’ın Güzel Ahlak ve Adetleri – 4resulullahinguzelahlakvea41
33-Suyu yavaş yavaş, besmele ile başlayıp üç yudumda içer, sonunda “Elhamdülillah” der ve dua ederdi.
34-Diğer Peygamberler gibi, zekat malı ve sadaka almazdı. Hediyeyi kabul ederdi. Ekseriya karşılığını ziyadesi ile verirdi.
35-Giymesi caiz olanlardan her bulduğunu giyerdi. Kalın kumaştan ihram şeklinde dikilmemiş şeylerle örtünür, peştemal sarınır, gömlek ve cübbe de giyerdi. Bunlar pamuktan, yünden veya kıldan dokunmuştu. Ekseriya beyaz, bazen yeşil giyerdi. Dikilmiş elbise giydiği de olurdu. Cuma ve bayramlarda ve yabancı elçiler geldikte ve cenk zamanlarında kıymetli gömlekler, cübbeler giyerdi. Elbiselerinin renkleri ekseriya beyaz olurdu. Yeşil, kırmızı ve siyah olduğu da olurdu. Kollarını bileklerine kadar, mübarek ayaklarını baldırın yarısına kadar örterdi. Continue reading

Eki 18 2016

Resulullah’ın Güzel Ahlak ve Adetleri – 3

Resulullah’ın Güzel Ahlak ve Adetleri – 3resulullahinguzelahlakvea31
25 – Mevâhib-i ledünniyye’de, üçüncü maksadın ikinci faslı sonunda diyor ki: Abdullah İbn-i Ömer, “Fahr-i kainattan daha kuvvetli bir pehlivan görmedim” dedi. İbn-i İshak diyor ki, “Mekke’de Rügâne isminde meşhur bir pehlivan vardı. Resûlullah ile şehir haricinde karşılaştı.
-Yâ Rügâne. Niçin Müslüman olmuyorsun? buyurdu.
—Peygamber olduğuna bir şahidin var mı, dedi.
-Seninle güreş edelim. Sırtın yere gelirse, İman eder misin?
—Evet, İman ederim, dedi. Daha başlangıçta, Rügânenin sırtı yere gelince, şaşkına döndü. Bir yanlışlık oldu. “Tekrar edelim” dedi. Böylece, üç kere sırt üstü yıkıldı. Continue reading

Eki 18 2016

Resulullah’ın Güzel Ahlak ve Adetleri – 2

Resulullah’ın Güzel Ahlak ve Adetleri – 2resulullahinguzelahlakvea21
11 – Ashabından birini üç gün görmese, onu sorardı. Yolculuğa gitmiş ise hayır dua eder, şehirde ise ziyaretine giderdi.
12 – Yolda karşılaştığı Müslümana önce kendi selam verirdi.
13 – Deveye, ata, katıra ve eşeğe biner, bazen başkasını da arkasına oturturdu.
14 – Misafirlerine, Ashabına hizmet eder, (Bir kavmin efendisi, en üstünü, onlara hizmet edendir.) buyururdu.
15 – Kahkaha ile güldüğü hiç görülmedi. Sessizce tebessüm ederdi. Bazen gülerken mübarek ön dişleri görünürdü.
16 – Hep düşünceli, üzüntülü görünür, az söylerdi. Konuşmaya tebessüm ederek başlardı.
17 – Lüzumsuz ve faydasız bir şey söylemezdi. Lazım olunca kısa, faydalı ve manası açık olarak söylerdi. İyi anlaşılması için bazen üç kere tekrar ederdi. Continue reading

Eki 18 2016

Resulullah’ın Güzel Ahlak ve Adetleri – 1

Resulullah’ın Güzel Ahlak ve Adetleri – 1resulullahinguzelahlakvea11
Resulullah’ın (s.a.v.) ahlakından ve adetlerinden elli adedi aşağıda bildirilmiştir:
1 – Resûlullah’ın (s.a.v.) ilmi, irfânı, fehmi, yakîni, aklı, zekâsı, cömertliği, tevâzuu, hilmi, şefkati, sabrı, gayreti, hamiyyeti, sadâkatı, emâneti, şecâ’ati, heybeti, yiğitliği, belâgati, fesâhati, fetâneti, melâheti (güzelliği), verâ’ı, iffeti, keremi, insâfı, hayâsı, zühdü, takvâsı bütün Peygamberlerden daha çoktu. Dostundan ve düşmanından gördüğü zararları, eziyetleri affederdi. Hiçbirine karşılık vermezdi. Uhud gazasında kafirler mübarek yanağını kanatıp dişlerini kırdıkları zaman, bunu yapanlar için, “Yâ Rabbi, Bunları affet. Cahilliklerine bağışla.” diye dua buyurmuştu.
2 – Şefkati çoktu. Hayvanlara su verir, su kabını eliyle tutarak doymalarını beklerdi. Bindiği atın yüzünü ve gözünü silerdi.
3 -Her çağırana, lebbeyk (efendim) diyerek cevap verirdi. Kimsenin yanında ayaklarını uzatmazdı. Diz çöküp otururdu. Hayvan üzerinde giderken bir yaya görünce, arkasına bindirirdi. Continue reading

Eki 18 2016

Nerede O Eski Bayramlar

Nerede O Eski Bayramlarneredeoeskibayramlar01
Bizim neslin yaşadığı ve bizden önceki nesilden dinlediğimiz bayram hatıralarını sizlerle paylaşmak istedim. Bayramlar yaklaşırken artık sadece yaşlıların değil, 30’lu yaşlardakilerin de dillendirdiği geçmişe özlemi, biraz da serzenişi anlatan “Nerede o eski bayramlar?” sorusu, zaman içinde bayramların büründüğü farklı anlamları ortaya koyuyor.

Bayramın isminde ve duygularında değişim olmasa da özellikle büyük kentlerde “eski” ve “yeni” bayramlar arasındaki belirli farklar, her yöreye ve şahsa göre farklılık, çeşitlilik göstermekle birlikte, genel hatlarıyla şöyle sıralanabilir:

Eski bayramlarda hazırlıklar, tatlı bir telaşla günler öncesinden başlardı. Evlerde bayram temizlikleri yapılır, halıdan perdeye her şey yıkanırdı. İkram edilecek tatlılar, pastahaneden hazır alınmaz, sini sini baklavalar ve börekler ile yaprak sarmaları evde hazırlanırdı. Bayramda geniş aile sofraları kurulurdu. Kaybedilen yakınlar bayramlarda unutulmaz, arife günü mezarları ziyaret edilerek dualar okunur, mezarların etrafı temizlenip çiçekleri sulanırdı. Küskünlüklere son verilir, dargınlar barıştırılırdı. Continue reading

Eki 11 2016

Abdülhamit Han – Yıldız Hafiye Teşkilatı

Abdülhamit Han – Yıldız Hafiye Teşkilatıabdulhamithanyildizhafiyet01
İttihat ve Terakki’nin üç paşasından sadrazamlık katına yükselmiş Talat Paşa anılarında Teşkilat-ı Mahsusa’ya ayrı bir yer verir. “Abdülhamid Han’ın kurduğu Yıldız Hafiye Teşkilatı olmasa Enver Paşa’nın Teşkilat-ı Mahsusa’yı kurmak aklına bile gelmezdi.” sözü de gene Talat Paşa’nındır:
“Sultan Hamid’in önceleri çok eleştirdiğimiz ve hatta ahlaka aykırı bulduğumuz haber alma örgütünün, kişisel nefretler ve çıkarlardan kurtulması koşuluyla, nasıl da vazgeçilmez bir değer olduğunu Teşkilat-ı Mahsusa bize gösterdi.  Dahası Sultan Hamid’in ne kadar öngörülü olduğunu da anladık.”

Eki 11 2016

Herkes Yediğini Gönderir

Herkes Yediğini Gönderirherkesyedigindengonderiryss01
Yavuz Sultan Selim zamanında, İran şahı kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor Sultan Selim’e.
Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas, kadife kumaşlar çıkıyor; fakat bir de pis bir koku yayılıyor.
Dehşet bir koku, herkes burnunu tıkıyor.
Neyse en alttaki bohçadan insan pisliği çıkıyor.
Yani, Osmanlıya acayip bir hakaret.
Cihan padişahı emir veriyor:
“Herkes düşünsün, buna ince bir şekilde cevap vermeliyiz.”
Ve cihan padişahı yine çözümü kendisi buluyor. Continue reading

Eki 07 2016

Dini Kelimeleri Bozup Yanlış Kullanmak

Dini Kelimeleri Bozup Yanlış Kullanmakdinikelimeleribozupyk01
Ahlakımızı bozmak için dinimizce güzel olan şeyleri çirkin, çirkin olan şeyleri de hoş gösterme gayretlerinin yanı sıra, bazı kelimeleri de, kimi bilerek kasten, kimi de bilmeden yanlış kullanıyorlar. Mesela, Mucize, yaratmak, kader, şehit, oruç gibi kelimeler, dinimizin bildirdiği manadan da başka türlü kullanılıyor. Allahü Teâlâ’nın yarattığı işlere, mesela gözün, kulağın yapısına mucize diyorlar. “Allah’ın kudreti.” denir. Başka türlü söylemek mucizenin manasını bozmak olur.

Peygamberlerden ilahi adet dışında ve ilahi kudret içinde meydana gelen olaylara Mucize denir. Mucize, bir peygamber tarafından, tabiat kanunlarına, adeta muhalif olarak yapılan harika bir iştir. Kendisinde harika bir şey zuhur eden, mesela denizde suyun üzerinde yürüyen zat peygamberse, bu işe mucize denir. Evliya ise keramet, Salih ise firaset, Fâsık ise istidrac, Kafir ise sihir denir. Sihir, cisimlerin fizik özelliklerini, şekillerini değiştirir. Maddenin yapısını değiştiremez. Mucize ve keramet, ikisini de değiştirebilir. Mucizeyi yapan yalnız Allahtır. Peygamberlerine verdiği mucizeleri için “Bunları yapan biziz.” buyuruyor. (Enbiya 79) Continue reading

Eki 07 2016

Şamdan Eyledim İhdâ’ya

Şamdan Eyledim İhdâ’yasamdaneyledimihdaya2mh1
Şamdan ihdâ’ya eyledim cür’et yâ Resûlallah.
Muradımdır Ulyâ’ya hizmet, yâ Resûlallah.
Değildir ravdaya şâyeste, destâviz-i nâçizim,
Kabul eyle, kıl ihsan ve inayet, yâ Resûlallah.
Kimim var hazretinden gayrı, halim eyleyem i’lâm,
Cenabındandır ihsan ve mürüvvet, yâ Resûlallah.
Dahilek, el-emân, sad el-emân, dergahına düşdüm,
Terahhüm kıl, bana eyle şefaat yâ Resûlallah.
Dü-âlemde kıl istishâb hân-ı Mahmûd-i adlîyi,
Senindir evvel ve ahırda devlet yâ Resûlallah.
2. Mahmud Han

Eki 07 2016

Yahya Baba’nın Artan Pilavı

Yahya Baba’nın Artan Pilavıyahyababaninartanpilavi1
Yahya Baba, 2. Bayezid Han zamanında Edirne Beyazıt Külliyesinin baş aşçılarından biridir. Arkadaşları hoşaf, kebap, sebze, bakliyat pişirir, ama onun ihtisası pilavdır. Mübarek, işe girişti mi, ibadet ettiğini sanırsınız. Pirinçleri salavat getire, getire ayıklar, yağını tekbirlerle eritir. Tuzunu besmele ile, suyunu Fatihalarla salar. Zaman zaman gözünü yumar, enbiyayı, evliyayı aracı yapar, Cenab-ı Haktan bereket arzular. Onun pilavı herkese yeter, hatta artar.

Ancak o tek pirinç tanesine bile kıyamaz, artanı Tunca nehrine atar. Balıklar onun geleceği saati bilir, köprü başında toplanırlar. Kilerci, bakar pilav artıyor, pirinci aşçıya az vermeye başlar.

Ama Yahya Baba bir kere bile “Bu pirinç yeter mi?” demez. Kilerci şaşkındır. Her gün pirinç miktarını biraz daha kısar; ama pilav azalmaz, aksine çoğalır. Yine herkes doyar, Tunca’nın balıkları bile nasibini alırlar. Continue reading