Kategori: Ders Verici Yazılar

Haz 14 2017

Marangoz’un Pişmanlığı


Marangoz’un Pişmanlığı
Yaşlı marangozun emekliliği gelmişti. Ne var ki müteahhit, iyi işçisinin ayrılmasına üzülüyordu ve ondan kendine bir iyilik, bir hatıra olarak son bir ev daha yapmasını rica etti. Marangoz kabul etti ve işe girişti. Ne var ki gönlünün yaptığı işte olmadığını görmek pek kolaydı. Baştan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne talihsizlikti. İşini bitirdiğinde işveren, evi gözden geçirmek için geldi. Daha eve bakmadan, dış kapının anahtarını marangoza uzattı. “Bu ev senin, sana benden hediye.” dedi. Marangoz şoka girdi. Ne kadar utanmıştı. Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi. O zaman onu böyle yapar mıydı? Bizim içinde bu böyledir. Gün be gün kendi hayatımızı kurarız. Çoğu zamanda, yaptığımız işe elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra da şoka girerek, kendi kurduğumuz evde yaşayacağımızı anlarız. Eğer tekrar yapabilsek, çok daha farklı yaparız. Ne var ki, geriye dönemeyiz. Marangoz, sizsiniz. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz. “Hayat, bir kendin yap tasarımıdır.” demiştir biri. Bugün yaptığınız davranış ve seçimler, yarın yaşayacağınız evi kurar. Öyle ise onu akıllıca kurun. Unutmayın. Paraya ihtiyacınız yokmuş gibi çalışın. Hiç incinmemişsiniz gibi sevin. Ahiret evimizi sağlam kurmaya çalışalım. Namazımızı doğru kılalım. Çürük malzemeli ev gibi olmamalı, ibadetlerimizi kusursuz yapmaya çalışmalıyız.

May 10 2017

Hepinize Yetecek Kadar Kurdele Var


Hepinize Yetecek Kadar Kurdele Var
Bu yazıda sizlere mavi kurdele hikayesini anlatacağım.
New York’da yaşayan bir öğretmen, lise son sınıfındaki öğrencilerinin “Diğer insanlardan farklı özelliklerini” vurgulayarak onurlandırmaya karar vermişti. Öğretmen, her bir öğrencisini teker teker tahtaya kaldırdı. İlk önce öğrencilere sınıf ve kendisi için ne kadar özel olduklarını belirtti. Sonra her birine üzerinde altın harflerle “Siz çok önemlisiniz.” yazılı birer mavi kurdele verdi. Daha sonra kabul görmenin toplum üzerinde ne gibi etkileri olacağını anlayabilmek amacıyla sınıfına bir proje yaptırmaya karar verdi. Continue reading

May 05 2017

Doğru Tercihe Odaklanmak


Doğru Tercihe Odaklanmak
İş hayatında önemli yerlere gelmiş eski bir mezun arkadaş grubu, üniversitedeki hocalarından birini ziyarete gitmiş. Çeşitli konular konuşulduktan sonra sohbet, işin oluşturduğu strese ve hayatın zorluklarına gelmiş. Yaşlı üniversite hocası, ziyaretçilerine kahve ikram etmek üzere mutfağa gitmiş ve değişik boy, renk ve kalitede birçok fincanın bulunduğu bir tepsiyle geri dönmüş. Kimi porselen, kimi seramik, kimi cam, kimi plastik olan fincanları ve kahve termosunu masaya koyup kahvelerini oradan almalarını söylemiş. Eski öğrencilerin hepsi kahvelerini alıp koltuklarına döndüğünde hocaları onlara şunu söylemiş: Continue reading

Nis 27 2017

Tevazu ve Kibir Arasındaki Fark


Tevazu ve Kibir Arasındaki Fark
-Tevazu, her iyiliğin anahtarıdır.
-Tevazu, karşılaştığı her Müslümanı kendinden aşağı bilmemektir.
-Her nimet sahibi haset edilir. Haset edilmeyen tek nimet, tevazudur.
-Baş olmayı seven, iflah olmaz. Kendinden daha kötü birinin bulunduğunu sanan kibirlidir.
-Tevazu güzeldir, zenginde tevazu daha güzeldir. Kibir çirkindir, fakirde kibir daha çirkindir. Continue reading

Nis 23 2017

Ön Yargı Yerine Paradigma İle Bakış Açınızı Değiştirin


Ön Yargı Yerine Paradigma İle Bakış Açınızı Değiştirin
Önemli bir toplantıda cep telefonuyla bağıra bağıra konuşan bir kişi garibinize gidiyorsa, paradigmanızı (insanın hayatı, hem kendisini hem de etrafını yorumlama ve algılama biçimi) değiştirmeden onu değerlendirdiğiniz için, siz yanılıyorsunuzdur.

Mesela trende giderken bir baba, 3 evladıyla oturup, sürekli ağlayan çocuklarına hiç “susun” demeden yolculuğa devam ettiğinde, siz ona “ne gamsız adam” diyebilirsiniz; ama sorsanız, belki de onlar hastaneden geliyorlardır ve bir saat önce çocukların anneleri vefat etmiştir ve eve dönüyorlardır.

Bir Profesörün konuşmasını dinlemeye gelen annesi, arka sırada oturan 2 kişinin toplantı boyunca sürekli konuştuklarını görerek çok öfkelenmiş ve “Oğlumu küçümsüyorlar.” diyerek de çok üzülmüş. Yemek molasında oğluna: “Şunların kafasına çantamı indiresim geliyor.” demiş. Oğlu: “Anne, o adam yabancı, burada simültane tercüme yok, mecburen tercümanı yanına oturttuk.” demiş. Continue reading

Şub 17 2017

Çadırımın Kazığını Bile Değiştirmezdim

Çadırımın Kazığını Bile Değiştirmezdim
Nuh (As.)zamanında insanların ömürleri uzunmuş, 800 – 1000 sene yaşarlarmış. Bir kadının oğlu ölür, kadın çok ağlar. Komşu kadınlardan biri der ki:
-Niye bu kadar ağlıyorsun, Allah’ın takdiri böyleymiş.
—Elbette öyledir, ben ona ağlamıyorum.
-Ya niye ağlıyorsun?
—Yavrum fazla gün görmedi diye, annelik şefkatiyle ağlıyorum.
-Oğlun kaç yaşındaydı?
—275 yaşındaydı.
-İyi; ama sen buna ağlıyorsun da, ahir zamanda gelecek ümmet ne yapsın, ömürleri 50-60 sene olacak.
—Ciddi mi söylüyorsun?
-Elbette.
—Allah Allah, onlar ev de yapacaklar mı?
-Hem de kaç tane yapacaklarmış.
—Ben onların yerinde olsaydım, çadırımın kazığını bile değişmezdim.

Şub 15 2017

Toprak, Günahtan Başka Her Şeyi Örter

Toprak, Günahtan Başka Her Şeyi Örter
Behlül bir gün sarayda dolanırken tahtı boş görür ve oturuverir. Muhafızlar onu yaka paça indirir, üstelik hırpalayıp, incitirler. O sıra Harun Reşid görünür. Mübarek manalı manalı güler: “Kardeşim, sen yanmışsın. Şu koltuğa bir kerecik oturdum canımı çıkardılar. Bir ömür oturanı bilmem ne yaparlar?” Harun Reşid, bir gün Behlül’ün sohbetlerini özler. Onu sarayında görmek ister. Muhafızlar yüce veliyi mezarlıkta bulurlar. Bir çukura yatmış uyumaktadır. Apar topar Halifenin huzuruna getirirler ki, daha mahmurluğu üzerindedir. Yüce Veli, halifeye döner: “Ne güzel rüya görüyordum. Meğer saltanat sahibi imişim. Hizmetkarlarım, askerlerim, nedimlerim…” Harun Reşid: Continue reading

Şub 14 2017

Şemsiye Tamircisi

Şemsiye Tamircisi
Seyyar bir şemsiye tamircisi, yol kenarında küçük bir kutu üzerine oturmuş şemsiye tamir ediyordu. Tamirci, tamir edilecek yerleri dikkatle ölçüyor, yamayı itina ile yerleştiriyor, telleri tek tek deneyerek güçlendiriyordu. Adamı hayranlıkla seyreden bir genç yanına yaklaştı:
-İşinizi çok dikkatli yapıyorsunuz, dedi. Şemsiye tamircisi elindeki işi bırakmadan:
—Evet, ben her zaman işimi iyi yapmaya çalışırım.
-Müşterileriniz, işinizi iyi veya kötü yaptığınızı ancak siz gittikten sonra anlayacaklar.
—Evet, haklısınız.
-Bu tarafa tekrar gelecek misiniz?
—Hayır. Genç, artan bir hayranlık ve merakla sordu:
-O halde niçin bu kadar titizsiniz?
—Bu şekilde çalıştığım zaman, benden sonra buradan geçecek tamircinin işi kolaylaşır. Ben, eğer kötü malzeme kullanır, işimi baştan savma yaparsam, insanlar bunu er geç anlar ve ondan sonra buradan geçen tamirciye kimse iş vermez.

Şub 10 2017

Biri Çamur Gördü, Öbürü Yıldızları

Biri Çamur Gördü, Öbürü Yıldızları
Savaş sırasında eşim Kaliforniya’da Mojave Çölü yakınlarındaki bir ordu eğitim kampındaydı. Onun yanında olmak için ben de orada kalıyordum. Oradan nefret ediyordum. Daha önce kendimi hiç bu kadar kötü hissetmemiştim.

Kocam Mojave Çölü’ndeki harekatlara katılıyor, ben de küçük, derme çatma bir kulübede yalnız kalıyordum. Sıcaklık dayanılmazdı. Kaktüsün gölgesindeki sıcaklık 45 dereceyi buluyordu. Konuşacak tek kişi yoktu. Rüzgar durmadan esiyordu ve yediğim her lokma, aldığım her soluk kumla doluydu. Tamamen harap olmuştum. Continue reading

Şub 06 2017

Bozuk Simit Paraları İle Cenneti Satın Almak


Bozuk Simit Paraları İle Cenneti Satın Almak
Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar; yalnız Ali hazırlanmamıştı. Gecikmek içinde elinden geleni yapıyordu. Nihayet zil çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı. Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu. Öğretmeni, onun bu halini fark etti:
-Hayrola Ali. Eve gitmeyecek misin? Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi: Continue reading

Tem 28 2016

İşte Ana, İşte Kaynana

İşte Ana, İşte Kaynanaisteanaistekaynana1
Aşçılığı ile ün yapmış yaşlı bir kadın, akşam yemeğine gelecek olan oğlu ve yeni gelini için yine mutfağına kapanmış, yemek yapıyordu. Aynı akşam yemeğe eski bir aile dostu da davetliydi. Beklenen misafirler gelip sofraya oturduklarında çok şaşırtıcı bir durumla karşılaştılar. Kadının o gece yaptığı yemekler berbattı. Tatlılar un kokuyordu, patatesler yanmıştı, köfteler ise neredeyse hiç pişmemişti. Oğlu, yeni gelini ve aile dostu, kadıncağıza durumu fark ettirmemek için ellerinden geleni yaptılar. Nihayet yemek bitti ve yeni evli çift, annelerinin ellerini öperek evlerine gittiler. Aile dostu, yaşlı kadın sordu:
-Senin harika bir aşçı olduğunu adım gibi biliyorum. Bu geceki yemekler neden o kadar kötüydü? Hasta mısın yoksa? Yaşlı kadın, gülümseyerek cevap verdi:
—Hayır, kasten yaptım. Bu yemekten sonra oğlum asla ikide bir annesinin yemeklerini hatırlatıp karısının kalbini kıramayacak.

Tem 17 2016

Tatlıya Bağlayalım

Tatlıya Bağlayalımtatliyabaglayalim1
Gelin arabasında adeta cenaze havası vardı. Gelin ve damadın ikisi de bir karış suratla hiç konuşmadan oturuyorlardı. Düğün az önce bitmiş evlerine gidiyorlardı. Arabaya oturana kadar düğünde ikisi de zoraki gülümsemişlerdi. Artık bütün enerjileri bitmişti. Oysa bu günü ne çok beklemişlerdi. İki yıl olmuştu tanışmalarına. Çok sevmişlerdi birbirlerini. Düğün günü ömrünün en mutlu günü olacak diye düşünmüştü Mehlika. Bu yüzden bugünü burnundan getiren kayın validesini bir kaşık suda boğmak istiyordu. Kayın validesi hiç kimseyi dinlememiş, ucuza gelsin diye kendi istediği düğün salonunu tutmuştu. Salon, davetlilere küçük gelmiş, ayakta kalanlar olmuştu. Mehlika ve annesi “Ele güne mahcup olduk.” diye çok fena sinirlenmişlerdi. Mehlika düğün boyunca söylenmese, Abdullah için bir problem yoktu. Anne babası aksaklıkları gidermek için uğraşıyorlardı. Ayakta kalanlara sandalye ve masa ayarlamaya çalışıyorlardı. Düğün bittiğinde Mehlika salonda anne babası ile vedalaştı. Annesinin yüzünden düşen bin parçaydı. “Seviyorum, aşığım demeseydin, ben bu pintilere kız mı verirdim? diye söylendi. Mehlika ne diyeceğini bilemedi. Babası kimseye göstermemeye çalışarak eline bir zarf tutuşturdu. “Bunu eve gidince mutlaka oku.” diye eğilip kulağına fısıldadı. Mehlika zarfı çantasının içine koydu. Eve varana kadar hiç konuşmadılar. Kapıya geldiklerinde Abdullah anahtarı çıkardı, kilidin üzerine taktı; fakat kapıyı açmadı. Döndü, Melika’ya baktı: Continue reading

Tem 15 2016

Gençlik Gitmeden Elindekilerle Yetinebilmek

Gençlik Gitmeden Elindekilerle Yetinebilmekgenclikgitmedeney1
Bir kasabada çok güzel bir kız yaşarmış.
Her yerden isteyenleri gelirmiş; ama kız hiç kimseyi beğenmezmiş ve kimsenin teklifini kabul etmezmiş.
Kızla aynı kasabada yaşayan birde genç varmış, oda kızı çok severmiş ve kıza görücü göndermiş. Kız bu gencin teklifini de kabul etmemiş.
Bunun üzerine genç çok üzülmüş ve o kasabayı terk etmiş, başka şehre gitmiş.
Aradan yıllar geçmiş ve delikanlı doğduğu toprakları özlemiş.
Yıllar sonra doğduğu kasabaya dönmüş.
Sabah uyandığında aklına yıllar önce evlenmek istediği kasabanın güzel kızı gelmiş.
Otelden çıkmış ve gördüğü yaşlı bir adama kızı sormuş.
Yaşlı adam az ilerde güzel bahçe içinde bir ev göstermiş, kızın orada oturduğunu söylemiş.
Delikanlı kızın nasıl biriyle evlendiğini merak etmiş. Continue reading

Tem 10 2016

Gelin ve Kaynana Sevgisi

Gelin ve Kaynana Sevgisigelinvekaynanasevgisi1
Vaktiyle bir kasabada kayın validesi ile birlikte yaşayan bir gelin vardı. İkisinin de kişiliği tamamen farklıydı. Sık sık kavga edip tartışırlardı. Evde huzur kalmamış, bitmez tükenmez gelin kaynana kavgalarından, annesi ile karısı arasında kalan koca için de ev cehennem haline gelmişti. Artık bir şeyler yapmak gerektiğine inanan gelin, doğruca babasının eski bir arkadaşı olan yaşlı bir aktara gitti ve derdini anlattı. İlim ve marifet sahibi olan yaşlı aktar, ona bitkilerden yaptığı bir karışım hazırladı ve üç ay boyunca her gün azar azar, kaynanası için yaptığı yemeklerin içine koymasını söyledi. Zehir az az verilecek, böylece kaynanayı gelininin öldürdüğü belli olmayacaktı. Yaşlı aktar gelin hanıma, kimsenin ve eşinin şüphelenmemesi için kaynanasına çok iyi davranmasını, ona en güzel yemekleri yapmasını söyledi. Sevinç içinde eve dönen gelin, yaşlı adamın dediklerini aynen uyguladı. Continue reading

Tem 10 2016

Hemen Mi Öleceğim?

Hemen Mi Öleceğim?hemenmiolecegim1
Yıllar önce Stanford Hastanesinde gönüllü olarak çalıştığım zaman, çok ciddi ve az rastlanan bir hastalığa yakalanmış Liza adında bir kız tanıdım. İyileşmesi için bir tek yol vardı, beş yaşındaki erkek kardeşinden kan nakli yapılması gerekiyordu. Erkek kardeşi aynı hastalığın üstesinden gelmişti ve vücudunda hastalığı yenebilecek antikorlar oluşmuştu. Doktor bu durumu Liza’nın erkek kardeşine açıkladı ve ona ablasına kan vermeyi isteyip istemediğini sordu. Küçük çocuk bir an tereddüt etti ve derin bir nefes aldıktan sonra:
-Evet, eğer Liza kurtulacaksa veririm, dedi. Kan nakli yapılırken küçük çocuk ablasının yanındaki yatakta yatıyor ve ablasının yanaklarına renk geldikçe bizimle birlikte gülümsüyordu. Sonra yüzü sarardı ve yüzündeki gülümseme kayboldu. Başını kaldırıp doktora baktıktan sonra titreyen bir sesle:
-Hemen mi öleceğim? diye sordu. Anladık ki yaşı çok küçük olduğu için, doktorun sözlerini yanlış anlamış ve kanının tümünü ablasına vermesi gerektiğini düşünüp onu kabul etmişti.

Tem 09 2016

Bin Aynalı Ev

Bin Aynalı Evbinaynaliev1
Hindistan’da yüksek bir dağın doruğuna yapılmış “Bin Aynalı Ev” adlı görkemli bir ev vardı. Günlerden bir gün bir köpek dağa tırmandı ve Bin Aynalı Eve girdi. Evin bin aynalı salonuna geçtiğinde bin tane köpek gördü. Korkarak tüylerini kabarttı, kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırdı, korkutucu hırıltılar çıkararak dişlerini gösterdi ve bin köpek de tüylerini diktiler, kuyruklarını bacaklarının arasına alıp korkunç sesler çıkarıp dişlerini gösterdiler. Köpek paniğe kapılarak evden kaçtı. Köpek o andan itibaren bütün dünyanın tehlikeli, korkunç köpeklerle dolu olduğuna inandı. Bir süre sonra, bir başka köpek gelip dağa tırmandı. O da evin merdivenlerinden çıkıp Bin Aynalı Eve girdi. Evin bin aynalı salonuna geldiğinde bin tane köpekle karşılaştı ve çok sevindi. Kuyruğunu salladı, neşeyle oradan oraya zıpladı, köpekleri oynamaya çağırdı. Bin köpek de kuyruğunu sallayıp, neşeyle zıplayıp onu oyuna çağırdılar. Bu köpek de evden çıktığında tüm dünyanın dost ve sevecen köpeklerle dolu olduğuna inanıyordu.

Tem 07 2016

Senin Yerine Namaza Başlayacaktım

Senin Yerine Namaza Başlayacaktımseninyerinenamazab1
Türkan Hanım dindar bir ailede büyümüştü. Annesi her fırsatta ona ve kardeşlerine namaz kılmalarını söyler, hatta kızarak onları uyarırdı. Türkan Hanım namazın kılınması gerektiğine inanır; ama yine de kılmazdı; çünkü kılmak nefsine zor geliyordu. Bazen başlar, sonra terk ederdi.

Evlendi ve çocukları oldu. Annesi her geldiğinde aynı şekilde namaz kılmaları için ikaz etmeyi sürdürüyor, o da ısrarla kılmamaya devam ediyordu. Çok istemesine rağmen bir türlü nefsine galip gelemiyordu. Bir gün arkadaşları ona oturmaya geldi. İçlerinden biri annesini de yanında getirmişti. Teyze çok mübarekti. Öyle tatlı konuşuyordu ki onu dinleyen, saatler geçse usanmazdı. Teyze bir ara namaz konusuna değindi. O anlatırken Türkan Hanım annesini hatırlamış ve annesinin eski günlerdeki namaz ikazlarını düşünüyordu. Misafirlerde teyzeyi zevkle dinliyordu. Türkan Hanımın küçük oğlu Zekeriya, dört yaşındaydı. Oynadığı oyunu bırakmış, teyzenin koltuğu dibinde iki elini yumruk yapıp yüzüne dayamış bir şekilde kıpırdamadan dinliyordu. Annesi ikram için mutfakla salon arasında koşturup dururken mevzu değişmişti. O da onların yanına oturup sohbetin güzelliğine kapılarak çayını yudumlamaya başladı. Continue reading

Haz 27 2016

Resim Öğretmeninin Çocukları

Resim Öğretmeninin Çocuklarıresimogretmenininc1
Eğitim Enstitüsü birinci sınıfında okuyorduk. Meslek derslerinin yanında bir de resim dersimiz vardı. Bu dersin hocası da Süleyman Bey adında 50 yaşlarında bir öğretmendi. Bu muhterem insan yıllarca köylerde öğretmenlik yaptıktan sonra Gazi Eğitim Enstitüsü resim bölümünden mezun olmuştu. Hayat şartları evliliğe pek fırsat bulamamış olacak ki, 40 yaşlarında ancak evlenmişti. Bu evlilikten birisi sekiz biri beş yaşında iki küçük çocuk sahibi olmuştu. Çocuklarına çok düşkün bir babaydı. Zaten biz de okul lojmanlarının önünde çocuklarını abla kardeş oyun oynarken görürdük. Cıvıl cıvıl neşeli iki çocuktu.

Dersimiz resim olsa da Süleyman Beyin köy öğretmenliği ile ilgili anıları bizim çok ilgimizi çekerdi. Bizler de şunun şurasında iki yıl sonra okulumuzdan mezun olacaktık. Sonra ülkenin kim bilir hangi bir cennet köşesinde herhangi bir ilinde veya ilçesinde köy öğretmeni olarak görev alacaktık. Bu sebeple köy tecrübesi olmuş bir öğretmenin hatıraları bizim için ileride tecrübe olacak birer anekdot niteliğindeydi. Öğretmenimizin bu babacan tavırları, samimi içten konuşmaları derse de hatıralara da ayrı bir zevk katıyordu. Ders kaynatılıyor gibi gelse de, öğretmenimizin biraz da bilerek anlattığı bu hatıraları dinlemeye hepimiz bayılırdık. Anlatmasını istediğimizde bizi kırmazdı. Her birimizi bir arkadaş gibi gördüğü için gönlümüzü fethederdi. Bütün bu sebeplerle ona saygımız, diğer öğretmenlere olan saygıdan farklıydı. Continue reading

Haz 26 2016

Azın Bereketi Olurmuş Abi

Azın Bereketi Olurmuş Abiazinbereketiolurmusabi1
Eminönü’nde otobüse binmiş sıcaktan bunalmış halde otobüsün kalkmasını bekliyorum. Otobüs kaçacak diye su almayı unutmuşum ve dilim damağıma yapışmış. Bir delikanlı girdi 10-12 yaşlarda otobüsün kapısından üstü başı pejmürde pasaklı elinde kendisinin yarı boylarında 24’lü su kolisi. “Su isteyen var mı?” diye sordu. “Ver bir tane delikanlı.” dedim. O getirirken cüzdanı kurcaladım, ufaklığım kalmamış. Beş lira verdim alnından akan hakikaten toplumun yüzde doksanının unuttuğu alın terini sildi ufak adam. Ve elini cebine attı, onunda iki lira ufaklığı varmış. “Tamam delikanlı, kalsın beş lira.” dedim. Continue reading

Haz 24 2016

Sermayesi Tükenen Adam

Sermayesi Tükenen Adamsermayesitukenenadam1
Bir adam çok sıcak bir yaz günü hem buz satıyor, hem de: “Sermayesi tükenen adama ne olur yardım edin.” diyerek çevresindeki insanlara yalvarıyordu. Yardım talebinde haklıydı. Çünkü buzları eriyordu. Oradan geçmekte olan bir mübarek zat bu sözü işitince bir an durakladı. Sonra düşüp bayıldı. Kendine geldiğinde:
—Size ne oldu böyle? diye sordular. Mübarek cevap verdi:
-Eriyen buzu görünce, kendi sermayem olan ömrüm aklıma geldi. Eriyen buz değil, sanki ömrümdü. Ömür sermayemi eğer Allah’ın rızasına uygun işlere sarf etmedi isem, böyle eriyip giderken beni de felakete sürükleyecek. Bunu düşününce kendimden geçtim.

Load more