Kategori: İslami Hikayeler

Kas 25 2017

Hasan-ı Basri ve Basra Güzeli

Hasan-ı Basri ve Basra Güzeli
Yakışıklı bir yiğit olan Hasan-ı Basri, bir gün sokakta giderken çok güzel bir kadına rastlar. Onu rahatsız edecek şekilde bakınca kadın şöyle der:
-Utanmaz mısın ey delikanlı?
—Kimden utanayım?
-Şol Zât-ı Celle Âlâ’dan ki, gözlerin habasetini ve sadırda olan ahvali bilicidir.
Kadını takip eder. Bunu duyunca Hasan-ı Basri’nin kalbine bir miktar korku ve pişmanlık gelerek durur ise de, yine de gayri ihtiyari kadını takip eder ve:
-Ey Basra’nın en güzel kadını. Senin o ahu gözlerin benim kalbimi yağmalayıp aşk deryasına gark etti. Eğer bana vaslın şifası ile derman eylemezsen, helakim yakındır.
-Ey yiğit, öyle ise biraz sabret. Senin nefsinin nevasına şifa olacak bir ilaç yapayım, diyerek evine girer; fakat kadın da Hasan-ı Basri’ye sevdalanmıştır. Bir müddet sonra kapı açılır ve bir cariye elinde, üzeri örtülü bir tabak getirip Hasan-i Basri’ye verir. Continue reading

Kas 25 2017

O, Beni Hiç Unutmadı

O, Beni Hiç Unutmadı
Bir delikanlı varmış. Bir köye gidecekmiş; fakat gideceği köydeki köprü ha düştü ha düşecek. Köprünün başına gelmiş, hiç endişe etmeden neşeli bir şekilde öbür tarafa geçmiş. Bir mübarek zât da bu taraftan seyrediyormuş. Aynı anda bir mübarek zât gelmiş, okumuş, Cenab-ı Hakka yalvarmış. Tam köprünün üzerine gelmiş, pat diye nehre düşüp, ölmüş. O mübarek zât elini açmış. “Ya Rabbi. Öteki delikanlı köprüye bakmadı bile. Neşeli bir şekilde karşıya geçti. Bu zavallı çok yalvardı, yakardı; ama nehre gitti. Ya Rabbi, nedir bunun hikmeti?” demiş. Allahu Teâlâ buyurmuş ki; O genç her zaman, gece gündüz hep beni andı. Köprünün başına gelinceye kadar beni andı. O köprüye gelince, ben de onu andım. O beni hiç unutmadı, ben de onu köprüde unutmadım. Karşıya onun için rahat geçti. Öteki, ölümü görünce zikir etmeye, dua etmeye başladı. Halbuki ölümü, köprüyü görünce değil, çok eskiden beri hatırlayıp benimle beraber olsaydı, ben de köprüde beraber olurdum.

Şub 12 2017

Harun Reşid: Her Koyun Kendi Bacağından Asılır

Her Koyun Kendi Bacağından Asılır
Bir gün Harun Reşid, Behlül Hazretlerine gelir:
—Biliyor musun? Halk senden çok şikayetçi, der. Continue reading

Eki 07 2016

Yahya Baba’nın Artan Pilavı

Yahya Baba’nın Artan Pilavıyahyababaninartanpilavi1
Yahya Baba, 2. Bayezid Han zamanında Edirne Beyazıt Külliyesinin baş aşçılarından biridir. Arkadaşları hoşaf, kebap, sebze, bakliyat pişirir, ama onun ihtisası pilavdır. Mübarek, işe girişti mi, ibadet ettiğini sanırsınız. Pirinçleri salavat getire, getire ayıklar, yağını tekbirlerle eritir. Tuzunu besmele ile, suyunu Fatihalarla salar. Zaman zaman gözünü yumar, enbiyayı, evliyayı aracı yapar, Cenab-ı Haktan bereket arzular. Onun pilavı herkese yeter, hatta artar.

Ancak o tek pirinç tanesine bile kıyamaz, artanı Tunca nehrine atar. Balıklar onun geleceği saati bilir, köprü başında toplanırlar. Kilerci, bakar pilav artıyor, pirinci aşçıya az vermeye başlar.

Ama Yahya Baba bir kere bile “Bu pirinç yeter mi?” demez. Kilerci şaşkındır. Her gün pirinç miktarını biraz daha kısar; ama pilav azalmaz, aksine çoğalır. Yine herkes doyar, Tunca’nın balıkları bile nasibini alırlar. Continue reading

Ağu 08 2016

Bu Da Geçer Yâ Hû

Bu Da Geçer Yâ Hûbudageceryahu01
Dervişin birinin yolu bir gün bir köye uğrar. Köylüler fakirdir, onu misafir etmesi için Şakir isminde birinin çiftliğine gönderirler. Derviş yola koyulur. Yolda rastladığı birkaç köylü ona, Şakir’in köyün zenginlerinden birisi olduğunu, Halid adında bir başka zengin daha bulunduğunu anlatırlar. Derviş, Şakir’in çiftliğine varır. Şakir, hem misafirperver hem de gönlü geniş bir insandır.

Dervişi kaldığı sürece memnun eder. Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir’e teşekkür ederken: “Böyle zengin olduğun için hep şükret.” der. Şakir ise: “Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görüne, gerçeğin kendisi değildir, bu da geçer.” diye cevap verir. Continue reading

Tem 27 2016

O, Sahibine Teslim Oldu

O, Sahibine Teslim Olduosahibineteslimoldu1
Sultan İkinci Murad Han’ın otuz bin akçe değerinde bir atı vardı. At, yanına kimseyi yaklaştırmıyordu.
Bir gün Sultan Murad, Emir Sultan’ı ziyaret için gittiğinde: “Biz sizin için bir at almıştık. Siz nasıl isterseniz öyle yapalım. Atı getirecek birisini verin de atı size gönderelim.” dedi.
Bu arada Emir Sultan’ın yanında bulunan talebelerinden, Hacı Baba denilen bir zat vardı. Sultan’ın sözü üzerine: “Ah. Hocam bu hizmeti bize verse de atı alıp gelsem. Atın tımar ve bakım işlerini yapsam.” diye kalbinden geçirdi. Emir Sultan hazretleri ona dönerek: “Ey Hacı Babam. Gidin o ata, “Senin şimdiki sahibin, Allahü Teâlâ’nın emrine muti olup, fermanına mahkum olmuştur. Sen dahi sahibine tabii olup, Allahü Teâlâ’nın emrine itaat edip, kötü huylardan vazgeçer misin?” deyin. Bakalım ne işaret eder? dedi. O da hemen atın yanına gidip, hocası Emir Sultan’ın dediklerini söyleyince, at üç defa başını önüne eğip kaldırdı. O, hemen hocasının yanına gidip durumu arz etti. Bunun üzerine Emir Sultan: “Hacı Baba, o kötü huylarını terk etti. Siz ondan kaçmayın, onu tımar edin.” dedi. Bunun üzerine, Hacı Baba, hiç korkmadan atı alıp, eve getirdi. Emir Sultan hazretleri o ata binip, Cuma günleri camiye giderdi. Hacı Baba da her gün o ata binerek pazar işlerini görürdü. O atı bir kenara bağlar, çarşıya giderdi. At, yanına yaklaşmak isteyen bazı kimselere saldırır, onları öldürmek isterdi. Onlar, o attan canlarını zor kurtarırlardı. Daha sonra bu saldırdığı kimselerin bid’at, kötü itikat sahipleri olduğu anlaşıldı. Atın yanından Ehl-i sünnet itikadında olan biri geçse, ona başını eğip sakin sakin dururdu. Bu hali o kadar meşhur olmuştu ki, çarşı halkı o atı görünce bid’at sahiplerine yanına yaklaşmamaları için tembihte bulunurlardı.
Evliyalar Ansiklopedisi

Tem 17 2016

Üçünüz Birlikte Gelin

Üçünüz Birlikte Gelinucunuzbirliktegelin1
İmam-ı Şafii Hazretleri (Ra.) henüz dört yaşındadır. Zamanın kadısı ona ders vermektedir. Tam o sırada iki öfkeli adam bir garibi sürükler, kadı efendinin önüne yıkarlar. Davacılardan biri anlatmaya başlar:
——Efendim, biz üç arkadaştık. Bir yerden iyi bir para bulduk; fakat birbirimize itimadımız yoktu. Paramızı, hepimizin güveneceği birine, yani buna emanet ettik ve -üçümüz birlikte gelmedikçe vermeyeceksin- diye tembihledik; ama o bize hıyanet etti.
Continue reading

Tem 17 2016

Arkadaşının Oklarına Tahammül

Arkadaşının Oklarına Tahammülarkadasininoklarinatahammul1
Feridüddin Attar Hazretleri (Ra.) anlatır:
Vaktiyle bir dergahta hizmet eden talebelerden biri, bir gün hocasına dedi ki:
—Efendim, zat-ı âlinize elimden geldiği kadar hizmet etmeye, teveccüh ve muhabbetlerinizi kazanmaya gayret ediyorum; fakat dergahtaki bazı kardeşlerimiz farklı karakterlerde. Onların davranış ve sözleri beni çok rahatsız ediyor. Bu şeklide birçok kardeşimiz de bazılarından rahatsız oluyor. Bu sebeple dergahtan ayrılmayı düşünüyoruz. Müsaade buyurursanız, dışarıdan hizmete devam etmek istiyoruz.

Bunu üzerine hocası buyurdu ki:
-Evladım, beni iyi dinle. Soğuk bir kış sabahıydı. Her taraf buz kesiyordu. Hayvanlar soğuktan telef olmamak için birbirlerine sarılıyorlardı. Bir kirpi sürüsü de, donmamak için birbirine sarıldı. Az sonra okları birbirlerine batınca ayrıldılar. Üşüyünce, birbirlerine tekrar yaklaştılar. Oklar rahatsız edince yine uzaklaştılar. Soğuktan donmakla, batan okların acısı arasında gidip geldiler. Nihayet arkadaşının oklarının acısına tahammül edebileceklerini anlayınca, birbirlerine sımsıkı sarıldılar ve böylece donmaktan kurtuldular. Yoksa hepsi de donarak öleceklerdi. İşte evladım, sizler de bu dergahta birbirinizin oklarına tahammül ederseniz, acı çekersiniz. Hatta bu acılar nefsinizi terbiye etmenize faydalı olur. Fakat, biz bazı arkadaşlarımızın oklarına tahammül edemeyiz, burayı terk ederiz derseniz, dışarıda donar, helak olursunuz. Kararınızı buna göre verin.

Bu sözleri işiten talebe, arkadaşlarıyla beraber tövbe etti ve dergahta hizmetine devam etti.

Ünlü Alman Sosyolog Arthur Shopenhauer, bu kıssayı Feridüddin Attar Hazretlerinin kitabından okuyarak, derslerinde misal olarak anlatmıştır. Continue reading

Tem 16 2016

İnsanlar, Başlarında Bulunanları Taklit Ederler

İnsanlar, Başlarında Bulunanları Taklit Ederlerinsanlarbaslarindabte1
Ebu Eyyûb el-Ensarî Hazretleri, Hazreti Muaviye (Ra.) zamanında Mısır’ı ziyaret etti. Mısır Valisi Ukbe bin Âmir (Ra.) idi. Vali, bir gün akşam namazına gecikti. Cemaat bir hayli bekledi. Nihayet cemaate gelip imam oldu. Namazı geç de olsa kıldırdı. Cemaat arasında Ebu Eyyûb el-Ensarî’de vardı. Namazdan sonra Ebu Eyyûb el-Ensarî, Valiye:
-Ey Ukbe, Resûl-i Ekrem Efendimizin (s.a.v.) şu sözünü duymadın mı? “Ümmetim, akşam namazını yıldızların gökyüzünü kaplamasına kadar tehir etmedikçe, hayır üzeredir.” Ukbe bin Âmir (Ra.):
—“Evet”
-O halde akşam namazını niçin bu kadar geciktirdin? Yemin ederim ki, senin bu yaptığını görerek, halkın, Resûlullah Efendimizin (s.a.v.)’de böyle yaptığını zannetmesinden endişe ederim. Çünkü insanlar, başlarında bulunan emirlerini taklit ederler. Onların her hareketine, dinin emri böyledir derler ve öyle amel ederler.”
dedi ve valiyi ikaz etti.

Tem 10 2016

Ben De Şikayetimden Vazgeçiyorum

Ben De Şikayetimden Vazgeçiyorumbendesikayetimdenvg1
Hz. Muaviye (Ra.)’nın hilafeti zamanında, Kureyş’ten bir zat, Ensardan bir zatın dişini kırmıştı. Dişi kırılan zat, Hz. Muaviye’ye gidip şikayet etti. Hz. Muaviye daima uzlaşmayı sever, iki Müslümanı barıştırmak için elinden geleni yapardı. Onlara helalleşmelerini tavsiye etti; fakat şikayet eden kabul etmedi. Hz. Muaviye o zata Ebüdderdâ (Ra.)’ı göstererek:
-Bak bu zata sor, dedi. Bunun üzerine Ebüdderdâ şöyle dedi:
—Resul-i Ekrem Efendimizden (s.a.v.) işittim, buyurdu ki: “Bir Müslümanın bedenine bir zarar gelir de, buna sebep olanı affeder, hakkını helal ederse, Allahü Teâlâ onu bir derece yükseltir. Onun bir hatasını affeder.” Bunu dinleyen zat Ebüdderdâ’ya bakarak:
——Sen bunu bizzat Resul-i Ekrem efendimizden duydun mu?
—Evet, kulaklarımla işittim, kalbimle kavradım.
——O halde ben de şikayetimden vazgeçiyorum, hakkımı da helal ediyorum, dedi.

Tem 09 2016

Bu Suya Pislik Karıştırma

Bu Suya Pislik Karıştırmabusuyapislikk1
İmam-ı Şibli Hazretleri bütün hazırlıklarını yaparak Hicaz’a gitmek için yola çıktı. Bağdat’a uğradı. O zamanın halifesi Harun Reşid, Şibli Hazretlerinin Bağdat’a geldiğini duyar duymaz:
—Biz mi ziyaretine gelelim, yoksa o mu bizim sarayımıza şeref verir? diye haber gönderdi. Şibli Hazretleri:
-Biz, halifemizin yanına geliriz, o zahmet çekmesin, diye haber gönderdi ve saraya yöneldi. Sarayda muhabbetle karşılayıp iltifatlar eden Halife, Şibli Hazretlerine:
—Bana bir nasihat eder misiniz efendim?
-Bana bir bardak su getirtiniz, sonra da nasihatımı edeyim, dedi. Bunun üzerine bir maşrapa su getirildi. Suyu eline alan Şibli Hazretleri, Halifeye: Continue reading

Tem 08 2016

Gözlerim Kördür – Molla Fenari

Gözlerim Kördür – Molla Fenarigozlerimkordurmollaf1
Bursa’nın en büyük alim ve velilerinden Molla Fenari Hazretleri (Ra.) bir gün bir Hadis-i Şerife rastladı. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “İlmi ile amel eden alimlerin cesetleri çürümez.” buyuruyordu. Bunu işitince, bu hadisin doğruluk derecesini anlamak için: “Hocam Şeyh Alaeddin Esved, ilmi ile amil bir alim idi. Acaba onun cesedi sağlam mıdır?” diyerek, kazma küreği aldığı gibi hocası Alaeddin Esved hazretlerinin kabrine gitti ve açtı. Baktı ki, kefeni çürümemiş, bembeyaz duruyor. İşini sağlama almak için kefeni de açtı ve Şeyh hazretlerinin cesedinin yeni defnedilmiş gibi taze olduğunu gördü. Fakat kefeni açarken mübareğin bütün bedeni ortaya çıktı. Bu esnada Alaeddin Esved hazretleri: “Gözün kör olsun, ne diye bedenime bakıyorsun molla, beni teşhir mi edeceksin.” diye hiddetle bağırdı. O anda Molla Fenari Hazretlerinin gözleri kör oldu. Hemen mezarı kapattı. Çok pişman ve üzgün vaziyette evine gitti. O gece Peygamber (s.a.v.) Efendimizi rüyasında gördü. Ona: “Benim söylediğim bir sözde şüpheye mi düştün.” buyurdu. Molla Fenari Hazretleri: “Hâşâ, öyle bir şey yok Ya Resulallah. Sadece duyduğum bu Hadis sahih midir, zaif midir diye araştırdım.” dedi. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “Taha suresini tefsir et.” buyurdular. Molla Fenari Hazretleri: “Efendim, sizin huzurunuzda buna gücüm yetmez, hem de gözlerim kördür.” diye niyazda bulundu. Peygamber Efendimiz de mübarek cübbesinden bir miktar pamuk çıkararak tükürüğü ile ıslattı ve Molla Fenari Hazretlerinin gözleri üzerine koydu. Hemen uyanan Molla Fenari Hazretleri pamukları gözleri üzerinde buldu ve gözleri görmeye başladı. Vefat ederken, bu pamukların gözlerinin üzerine konmasını vasiyet etti.

Tem 06 2016

Ne Verdinse Odur, Dahi Nemiz Var?

Ne Verdinse Odur, Dahi Nemiz Var?neverdinseodurdnv1
Aziz Mahmud Hüdayi (Ra.) Hazretlerinin hanımı hamile olup doğumu yaklaşmıştı. Fakir oldukları için doğacak çocuğun ihtiyaçlarını alamamışlardı; çünkü, Hüdayi Hazretleri, kapısına gelen, kendisine el açan fakir ve ihtiyaç sahiplerine hiç düşünmeden nesi olsa verirdi. Bu sebeple çoğu kere evde yakacak mum bile bulamazlardı. Bu sebeple hanımı: “Bursa kadılığını bıraktın, medrese hocalığını terk ettin. Elindeki malını mülkünü, ona buna vererek harcadın. Dünyaya gelecek yavruya saracak bir bez parçası bile yok.” diye yakınıyordu. Tam bu sırada kapı çalındı. Hüdayi Hazretleri kapıya doğru giderken hanımına da: “Hatun. Allah istediğin dünyalığı gönderdi.” buyurdu. Kapıyı açtığında Sultan Ahmed Han’ın hediyelerini ve bir kese içinde gönderdiği bin altını alarak hanımına teslim etti. Hanımı, bununla bütün ihtiyaçlarını karşıladığı gibi, oğullarından birisine gösterişli bir sünnet düğünü yaptı. Bunu görenler, “Aziz Mahmud Hüdayi’yi büyük bilirdik, fakat o da dünyaya meyletti.” demeye başladılar. Bunun üzerine şu şiiri söyledi:
Alan sensin, veren sensin, kılan sen.
Ne verdinse odur, dahi nemiz var.

Tem 05 2016

Allah Bize Kâfidir – Hz. İbrahim’in Ateşe Atılması

Allah Bize Kâfidir – Hz. İbrahim’in Ateşe Atılmasıallahbizekafidirhziaa1
Kemâlüddîn Nusaybi Hazretleri, Şafii fıkıh, usul ve hadis alimidir. 582 (m. 1186)’da Nusaybin’de doğdu. Nusaybin’de kadılık yaptı. Sonra Halep’e gitti. 652 (m. 1254) tarihinde Halep’te vefat etti. Hilye kitabında şöyle der:
-Tasavvuf yoluna giren kimse, bu yol vasıtasıyla Hakka yönelir. Mahluka gönül bağlamaz. Enes bin Mâlik (Ra.)’ın bildirdiği hadis-i şerifte, Peygamber efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: İbrahim (As.) ateşe atılacağı zaman “Hasbünallahü ve ni’mel vekîl. Allahü Teâlâ bize kâfidir ve O, ne güzel vekildir.” dedi. İbrahim (As.) ateşe atıldığı zaman, mahlukat “Ya Rabbi. Halil’in (dostun) ateşe atılıyor, izin ver de o ateşi söndürelim.” dediler. Bunun üzerine Allah: “O benim halilimdir. Yeryüzünde ondan başka benim halilim yoktur. Ben onun Rabbiyim. Benden başka onun Rabbi yoktur. Eğer o sizden yardım isterse, haydi yardım ediniz. Yoksa onu bırakınız.” buyurdu. Sonra o mıntıkanın meleği geldi. “Ya Rabbi. Senin halilin ateşe atılıyor. Bana izin ver de ateşi söndüreyim” dedi. Yine Allah: “O benim halilimdir. Yeryüzünde ondan başka benim halilim yoktur. Ben onun Rabbiyim. Benden başka onun Rabbi yoktur. Eğer o sizden yardım isterse, haydi yardım ediniz. Yoksa onu bırak.” buyurdu. Mukatil anlattı: “İbrahim (As.) getirilip mancınığa konunca gökler, yer ve melekler (her şey) ağladı. Hepsi: “Ya Rabbi. İbrahim (As.) senin (sevdiğin) bir kulun. O ateşe atılıyor. Bize izin ver ona yardım edelim.” dediler. Ateş de ağlayarak şöyle dedi: “Ya Rabbi. Sen beni, Ademoğullarının emrine verdin. Halbuki senin kulunu (dostunu), benim ile yakacaklar.” dedi. Sonra Allah onlara şöyle bildirdi: “Eğer kulum bana dua eder, yalvarırsa, ona icabet ederim. Eğer sizden yardım isterse, ona siz yardım edin.” İbrâhim (As.) mancınık ile atılınca, onu mancınık ile ateş arasında Cebrail (As.) karşıladı. “Esselâmü aleyke yâ İbrahim. Ben Cebrail’im, bir ihtiyacın var mı?” dedi. İbrâhim (As.). “Sana mı ihtiyacım olacak? Hayır sana ihtiyacım yok. Benim hacetim Rabbimedir.” dedi. Allah ateşe: “Ey ateş. İbrahim’e serin ve selamet ol.” buyurdu. (Enbiyâ-69).
Vehbi Tülek

Tem 01 2016

Müslümanların İdarecisi, Müslümanların Hizmetçisidir

Müslümanların İdarecisi, Müslümanların Hizmetçisidirmuslumanlarinidarecisimh1
Beni Temim kabilesi reisi olan Ahnef bin Kays, Hazret-i Ömer’in (Ra.) halifeliği zamanında, kabilesinin bazı büyükleriyle yazın sıcak aylarından birinde Medine’ye gelmişti. Ahnef, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında Müslüman olmuş; fakat Efendimizi görmekle şereflenemediği için Eshab’dan olamamıştı. Medine’ye gelince halifeyi sordular. Hazret-i Ömer’i, beytülmal’e ait develeri tımar ederken gördüler. Ahnef’le kucaklaşan Halife-i Müslimin:
-Ya Ahnef. Abanı çıkar ve yanıma gel. Şu iki zayıf deveyi tımar ederken bana yardım et. Bunlar huysuzluk ediyorlar. Bakmazsam iyice düşecek, uhdeme emanet edilmiş bu hazine malları heder olacaktır, dedi. Ahnef’le birlikte gelmiş olanlar, bir Halifenin bu derece mütevazi haline akıl erdiremiyorlardı. İçlerinden biri:
—Ya Emirel Mü’minin. Hizmetçilerinden birine emretseydin de bu işleri yapsaydı ya, dedi. Halife şu cevabı verdi:
-Benimle Ahnef’den daha münasip hizmetçi bulunabilir mi? Müslümanların idare işini üzerine alan kimse, Müslümanların hizmetçisidir. Hizmetçi de, şu işi yaparım, şunları yapmam diyemez. Deve tımar etmek dahi olsa, işleri tereddütsüz yerine getirir, buyurdu.

Tem 01 2016

Allahü Teâlâ’ya Karz-ı Hasen Ver

Allahü Teâlâ’ya Karz-ı Hasen Verallahutealayakarzihv1
Aşere-i mübeşşereden olan Abdurrahman bin Avf (Ra.), son derece kerim idi, cömertti. Onun serveti arttıkça, cömertliği de o nispette artmaya devam ediyordu. Berâe suresi nazil olup Eshab-ı kiram sadaka ve hayrata teşvik olundukları zaman, Hazret-i Abdurrahman malının yarısı olan 4 bin dirhemi hemen dağıtmış ve binlerce altınını hayır işlerine vakfeylemişti. İşte bu cömertliğinden önce şöyle bir hadise olmuştu:
Resûlullah (s.av.) efendimiz bir gün:
-Abdurrahman bin Avf, Cennete emekliye emekliye girer. Çünkü ayakları bağlanmıştır. Bunu duyduktan sonra hemen Resûlullah efendimizin huzuruna vardı ve:
—Ya Resulallah. Böyle söylediğinizi duydum. Bu durumdan nasıl kurtulabilirim?
-Allah’a karz-ı hasen (borç) ver. Bu sayede ayakların çözülür, emrini aldı. Sonra Cebrail geldi. Resûlullah efendimize şöyle dedi:
-İbni Avf’e söyle, misafir ağırlasın. Fakirleri doyursun. Kendisinden bir şey isteyen muhtaçları boş çevirmesin. Bunları yaparsa içinde bulunduğu durumuna (Yani zenginliğinin hakkını vermeye.) kefaret olur.

Haz 21 2016

Onu Sırf Allah Rızası İçin Severim

Onu Sırf Allah Rızası İçin Severimonusirfallahris1
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz bir gün buyurdular ki:
-Bir kimse başka bir köydeki din kardeşini ziyaret etmek için yola koyulur. Allahü Teâlâ, onun yolu üzerinde bir meleği vaziflendirir. O zat, meleğin yanına gelince, melek:
—Nereye gidiyorsun?
——Şu köyde bir din kardeşim var, onu görmeye gidiyorum.
—O kardeşinden elde etmek istediğin bir menfaatin mi var?
——Yok, hayır. Ben onu sırf Allah rızası için severim, onun için ziyaretine gidiyorum, diye karşılık verir. Bunun üzerine melek:
—Sen onu nasıl seviyorsan, Allahü Teâlâ’da seni öyle seviyor. Ben, bu müjdeyi vermek için Allah’ın sana gönderdiği elçisiyim, der.

Haz 21 2016

Bu Lokma Şifadır

Bu Lokma Şifadırbulokmasifadir1
Balaban isminde Gayr-i Müslim bir çobanın sürüsünden, iki koyun kaybolmuştu. Kaybolan koyunlar, Beşiktaşlı Yahya Efendinin dergahının bahçesine gelmişlerdi. Çoban doğruca dergaha geldi. Yahya Efendinin, büyük bir veli olduğunu işitmişti. “Acaba bana nasıl alaka gösterir, benimle ilgilenir mi, ilgilenmez mi? Eğer benimle ilgilenir, aç ve yorgun olduğumu anlayıp taze ekmek, tereyağı ve bal ikram ederse, onun hakikaten büyük bir zat olduğunu anlarım.” gibi düşünceler ile Yahya Efendinin huzuruna girdi. Yahya Efendi onu görünce, o daha hiçbir şey söylemeden:
-Bu genç çok yorulmuş ve acıkmıştır. Buna taze ekmek, tereyağı ve bal getirin, buyurdu. Ekmek, tereyağı ve bal ortaya konunca, Yahya Efendi, Balaban’a;
-Ey evladım Balaban,
Bunlar sana bir ihsan,
İster yağa ban, ister bala ban,
İnat etme, ol Müslüman. dedi ve tebessüm ederek yemesi için işaret etti. Balaban’da o yiyeceklerden yedi. Gönlü ve kalbi yumuşadı. İman etmekle şereflenip Müslüman oldu.
Huzur Pınarı

Haz 21 2016

İyilik Yap, Denize At

İyilik Yap, Denize Atiyilikyapdenizeat1
Bir gün Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri bir deniz kenarında gezerken bir Mecusi, yanına bol miktarda yem almış, denizdeki balıklara yem atıyormuş. Aralarında şöyle bir konuşma geçmiş:
-Ne yapıyorsun böyle?
—Sevap kazanmak için balıklara yem atıyorum.
-Senin sevap kazanman için, evvela iman etmen lazım. Sen Müslüman değilsin ki, hangi sevaptan bahsediyorsun?
—Peki benim bu balıklara yem verdiğimi o bahsettiğin Allah görüyor mu?
-O’nun bilmediği, O’nun görmediği bir şey yoktur ki.
-Bu da bana yeter. Continue reading

Haz 20 2016

Seyyide Olduğunu İspat Edebilir Misin?

Seyyide Olduğunu İspat Edebilir Misin?seyyideoldugunuispate01
Resulullah efendimizin (s.a.v.) mübarek torunlarından Hazret-i Hasan’ın çocuklarına “Şerif”, Hazret-i Hüseyin’in nesline de “Seyyid” denir. Çok memlekette, bilhassa ülkemizde pek çok seyyid ve şerif vardır. İslam alimleri, Ehl-i beyt sevgisini, son nefeste imanla gitmek için şart görmüşlerdir; çünkü onlarda Resulullah efendimizin zerreleri vardır. Hepsine kıymet vermek, saygı göstermek, hele hele bir ihtiyacını gidermek çok sevaptır. Onlara yardımcı olmak için illa da zengin olmak gerekmez. Evlerinde bir hizmetlerini görerek, yolda giderken elindeki yükünü taşıyarak da dualarını almamız mümkündür. Peygamber efendimiz: “Benim evlâdımın iyilerini, Allah rızası için kerim tutun! Onlara hürmet edin! İyi olmayanlarına da benim hatırım için hürmet edin.” buyuruyor. Şu ibretli hadise Afganistan’da yaşanmıştır.

Bir gün kadıncağızın biri Belh hükümdarına gelir ve şöyle der:
-Ben seyyideyim, çoluk çocuğum var, biraz sıkıntıdayız, bize kalacak bir ev ver. Hükümdar:
—Vesikan var mı, bunu ispat edebilir misin? diye sorunca, kadıncağız çok incinir ve komşusu olan bir Mecusi’ye gitmek zorunda kalır. Ona da durumunu anlatır. Mecusi: Continue reading

Load more