Kategori: Osmanlı

May 20 2017

Osmanlı’da Toplu Taşıma Kuralları


Osmanlı’da Toplu Taşıma Kuralları
6 Aralık 1909 tarihinde kabul edilen “Dersaadet Otobüs ve Omnibüs Osmanlı Anonim Şirketi Şartnâmesi” şu maddelerden ibaretti:
-Otomobil, otobüs, omnibüs ve emsalinin modeli, taşıyacağı yolcuların miktarı belediyenin izniyle olacaktır. Arabaların miktarı belediye tarafından tayin ve gazetelerle ilan edileceği gibi, numaraları üstlerine yazılacaktır. Sırf kadınlar için ayrı olarak kafi miktarda arabalar bulunacaktır.

-Sokaklarda beklemek yasak olup her yerde daire marifetiyle gösterilen yerlerde (duraklarda) bir müddet durabileceklerdir. Bilâ-mezuniyet arabaların tatili sebebiyle ahalinin bîzar edilmesine meydan verilmeyecektir ve tarifeden fazla ücret alınmayacaktır. Continue reading

Nis 18 2017

Tıbbın Öncüleri


Tıbbın Öncüleri
Müslüman Şark dünyası, modern tıbbın öncülerini de yetiştirmiştir. Avrupa’da Razes diye bilinen Müslüman Tabip Ebu Bekr er-Râzî (864-925), bugün Tahran yakınlarındaki Rey şehrinde doğdu. Bağdat’da tıp tahsil etti. İlaçlar ve kimya üzerine çalıştı. Tıp ilminde yüze yakın eseri vardır. Göz ameliyatlarında mütehassıs idi. Hazret-i Peygamber’in kız torunu Sükeyne’ye katarakt ameliyatı yapmıştır.

Aynalarda ışıkların yansıması kanunlarını bulan ve Avrupalıların Alhazem dediği İbn Heysem (965-1039), Basra’da doğmuş, Mısır’da vefat etmiştir. Matematik, fizik ve tıp ilminde yüze yakın kitabı vardır. Bunların çoğu Avrupa dillerine tercüme edilmiştir.

Batı’da Avecenna diye tanınan İbn Sina’nın (980-1037), el-Kanun adlı eseri asırlarca tıp fakültelerinde ders kitabı olarak okutulmuştur. 1066’da ölen Müslüman cerrah Amr bin Abdurrahman el-Kirmânî, Endülüs hastanelerinde ameliyat yapardı.

Türkistanlı din alimi İbnü’n-Nefs (1210-1288), aynı zamanda doktor idi. Tıp ilmindeki buluşlarını bildiren kitapları, bu ilimde kıymetli birer kaynaktır. Akciğerlerdeki kan dolaşımının şemasını ilk çizen budur. Orta çağda, büyük tıp alimleri, yalnız Müslümanlardı. Avrupalılar Endülüs’e tıp tahsiline gelirlerdi. İspanya Kralı VI. Alfonso’nun Toledo’da kurduğu tercüme mektebi, Arap alimlerin tıbba dair nice kitabının Latince ve Avrupa lisanlarına tercümesini temin etti. Müslüman tıbbı, bu sayede Avrupa’ya yayıldı.

Osmanlı alimleri de bu vadide çok çalışmışlardır. Herkesin tasavvufi hikmetleriyle tanıdığı Akşemseddin, tabip idi. Çiçek aşısını bulanlar, Türklerdir.

Jenner, bunu Türklerden öğrenerek 1796’da Avrupa’da tatbik etti ve haksız olarak “Çiçek aşısını bulan kimse.” unvanını aldı. Halbuki o zamanlar Avrupa’da insanlar çiçek hastalığından kırılıyordu. Fransa kralı XV. Louis 1774’de çiçekten ölmüştü.

Napoléon, 1798’de Filistin’deki Akkâ’yı muhasara ettiği zaman, ordusunda veba zuhur etti. Çaresiz kalınca, düşmanı olan Osmanlılardan yardım istedi. Türk tabipler hastaları tedavi ettiler.

Nis 14 2017

Yeryüzündeki Medeniyetler


Yeryüzündeki Medeniyetler
Yeryüzü dört önemli medeniyet görmüştür:
1 – Hint Medeniyeti (Temelinde din vardır.)
2 – Girit-Yunan Medeniyeti (Temelinde estetik vardır.)
3 – Batı Medeniyet (Temelinde teknik bulunur.)
4 – Osmanlı-Türk İmparatorluğu.

Osmanlı-Türk İmparatorluğu, ilk üç temelden de yararlanan dördüncü medeniyettir. Estetik hayatın tâ içindeydi. Kasırlar, çeşmeler, mezar taşları, camiler, giyim kuşam, mutfak zevki.

Tekniğe hakimdi. Sadece bir tersanede, Bilecik’te yılda 300 gemi yapabiliyordu. Savaş aletleri mükemmeldi. Sanat ve zanaatte hassastı. İleri derecede kurtlara kuşlara, yük taşıyan hayvanlara, kimsesiz ve çaresizlere karşı çok insanca yaklaşım içindeydi.

Fas’tan itibaren bütün Kuzey Afrika, Suriye, Irak, İran, Selçuklu ve Osmanlı dönemi coğrafyası bir çeşit at kültürünün yaşandığı bölgelerdir. İklim ve şartlar öyle istemiştir.

O sebeple, sayılan ülkelerde yollar, yüklü iki atın geçeceği genişlikte idi. Avrupa ise Roma İmparatorluğu’nun mirasını aksettiren bir araba kültüründen geliyor, yolları dörder tekerlekli iki arabanın geçebileceği ende, geniş tutuluyordu.

Batı, yolları ve meydanları, bizim de dahil bulunduğumuz Ortadoğu evleri seviyor, orada mutlu oluyordu.
Gürbüz Azak – Bütün Sırlarıyla Türkler – Babıali Kültür Yayıncılık

Nis 12 2017

Tiryaki Hasan Paşa ve Kanije Müdafaası

Tiryaki Hasan Paşa ve Kanije Müdafaasıtiryakihasanpasavekanijem001
Osmanlılarda Padişah duası almak pek mühimdi; çünkü bu duaya erişenin dünya ve ahirette sonsuz saadete kavuşacağına inanılırdı. 70’lik Gazi Tiryaki Hasan Paşa, işte bu sebeple ağlıyordu; çünkü Müslümanların 78. Halifesi ve Cihan Padişahı 3. Mehmed, kendisine dua ediyordu.

Kanije kalesinin cesur kumandan ve askerlerine yolladığı Hatt-ı Hümayun’da şunlar yazılıydı:
-Yerin ve göğün sahibi olan Allahü Teâlâ’ya hamdolsun ki, Osmanlı devletine senin gibi paşalar ve askerlerin sayesinde nice zaferler nasip eyledi. Sevgili Peygamberimize Salât ve Selam olsun ki, seni ve Devlet-i Aliyye askerlerini kendi yolunda Cihad eylerken görürüz. Şanlı Kanije serencamınızı bertafsil öğrendim. Continue reading

Nis 07 2017

Osmanlı’da Popüler Meslek

Osmanlı’da Popüler Meslekosmanlidapopulermeslek001
Anadolu’da Selçuklular devrinden beri ciddî tıp müesseseleri vardı. Kayseri, Edirne, Amasya ve İstanbul gibi büyük şehirlerdeki hastaneler, aynı zamanda mühim birer tıp fakültesi idi.

Medresede belli bir dereceye kadar okuyan talebe, eğer tıp tahsili görmek isterse bir hastaneye intisap eder, burada bir tabibin yanında, usta-çırak münasebeti çerçevesinde tabip, cerrah ve kehhal (göz hekimi) olarak yetişirdi.

Bunların kaleme aldığı nice kıymetli eserler kütüphaneleri süslemektedir. Ortaçağ ve Yeniçağ’da dünyanın her yanında tabiblik mesleği, bu şekilde ve hastanelerde öğrenilmektedir.

Gustave le Bon “Arap hastaneleri, bugünki hastanelerden daha ileri sıhhi şartlara sahipti. Su ve hava, her yana kolaylıkla dağıtılıyordu.” der ve Salerno Hastanesini örnek gösterir.

Tedavi edilen hastanın sonra geçireceği nekahat devresi de çok mühimdir. Bu devrede hasta hem istirahat etmeli, hem tıbbî müşahade altında tutulmalı, hem de kuvvetli ve perhize uygun yemekler yemelidir. Bunu da her hastanın yerine getiremeyeceği tabiidir.

Bu sebeple Osmanlı ülkesindeki her hastanede, hastaların nekahat devresini geçirdiği tâbhaneler bulunurdu. Hastaneler, zengin Müslümanlar tarafından yaptırılır, her çeşit masrafları da zengin vakıflar tarafından karşılanırdı. Burada halka bedava bakılır, fakirlerin ilaçları da bedava verilirdi.
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci

Nis 05 2017

Siyaset ve Espri

Siyaset ve Esprisiyasetveespri001
Medreselerde şimdi “Retorik” denilen müthiş bir ders okutuluyordu: Hitâbet. Bu ders ile ikna, güzel ve esprili konuşma, kitlelere hâkimiyet öğretilirdi. Her medrese (yani üniversitede) bu eğitim ciddiye alınır, buradan yetişenler son derece oturaklı, saygıdeğer olur, bilgece söz ve davranışlarıyla ilgi çekerdi.

Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’da onlardan biriydi. Bilhassa yabancı elçilerle diyaloglarında hazır cevaplılığı ve espri anlayışı ile muhataplarını kibarca iğnelemesini iyi bilirdi.

Fransa Kralı 14’üncü Louisin elçisi Nointen, Paşa’ya kralın büyük gücünden söz edince şu karşılığı almıştı: “Evet. Fransa padişahı büyük bir hükümdardır; fakat kılıcı henüz çok yeni.”

Nointel bir ara Fransızların Osmanlı Devleti’nin gerçek dostu olduğunu söyleyince şu cevapla karşılaşmıştı: “Fransızlar iyi dostumuzdur; ama nedense onları hep düşmanlarımızla birlikte görüyoruz.”

Bu üstün nitelikli, nüktedan Paşa 15 yıl sadrazamlık yaptı. Öldüğünde sadece 41 yaşındaydı. Osmanlı’nın yetiştirdiği en büyük sadrazam odur.
Gürbüz Azak – Bütün Sırlarıyla Türkler – Babı Ali Kültür Yayıncılığı

Nis 03 2017

İçine Şeytan Girmiş

İçine Şeytan Girmişicineseytangirmisprofebe001
Akıl hastaları, tarihin ilk devrelerinde bazı cemiyetlerde içine şeytan girmiş tehlikeli kimseler olarak görülür, çoğu zaman yakılarak öldürülür veya zincire bağlanarak tecrid edilirdi.

Dünyada akıl hastalarına ilk defa hasta muamelesi yapan Türkler olmuş ve onları “bimaristan” denilen hususi hastanelerde tedavi altına almışlardır. Burada hem beyin ameliyatları ve şok tedavileri yapılmış, hem de telkin, meşguliyet, su ve kuş sesleri vasıtasıyla akıl hastaları iyileştirilmeye çalışılmıştır. Bîmâr, Farsça “hasta” demektir. Daha çok akıl hastaları için kullanılır.

Psikolojik rahatsızlıkların, umumiyetle insanın meşguliyeti ve gayesinin bulunmamasından kaynaklandığına inanıldığı için, hastanın bir işle meşgul edilmesi önde gelen bir tedavi metodu idi. Ayrıca insanın kaybettiği muhakemeyi, matematikten çıkma bir ilim olan musikideki ahenk vasıtasıyla yeniden kazanacağı düşünülmüştür. Continue reading

Mar 15 2017

Orhan Gazi Han’ın Şahsiyeti


Orhan Gazi Han’ın Şahsiyeti
1281 yılında doğan Orhan Gazi’nin babası Osman Gazi, annesi Bâlâ Hatun’dur. 1326’da saltanata geçmiş 37 yıl saltanat sürmüştür. Bursa’da Tophane semtinde babasının türbesinin yanında kendisi için yaptırdığı türbede medfundur. Süleyman, Murad, İbrahim, Halil ve Kasım adlarında beş oğlu olmuştur. Bunlardan Kasım ve Süleyman babalarının sağlığında vefat etmiştir.

Orhan Gazi uzuna yakın orta boylu, yakışıklı, tatlı mavi gözlü, kumral sakallı, güler yüzlü, geniş göğüslü idi. İlerlemiş yaşına rağmen gayet dinç bir vücuda sahipti. Gazap ve hiddet eseri göstermez, kimsenin kalbini kırmamaya çalışırdı. Hakşinas idi. Dost düşman herkesin muhabbetini celp etmişti. Teşkilatçı, uyanık, azim ve gayret sahibi, siyasi hadiselerden istifade etmesini bilen işini ihtiyatla yapan, uzak görüşlü bir devlet adamı idi. Continue reading

Mar 10 2017

Rus Ordusunu Perişan Eden Türk Komutan

Rus Ordusunu Perişan Eden Türk Komutanrusordusunupetkop001
Ruslara kan kusturan büyük komutan Osman Paşa. Osmanlının son zamanları, Ruslar bütün gücüyle saldırıyor, Osman Paşa Plevnede (Bulgaristan’da bir kasaba.) Ruslara karşı 13 bin kişilik küçük bir savunma birliğiyle Plevneyi savunmaya hazırlanıyor.

Gazi Osman Paşa ve Plevne Savunması
Ruslar önce 8 bin kişiyle saldırınca Türk askerlerinden biraz geriye çekiliş olmuştu. Osman gazi savunmayı güçlendirerek geriye çekilenlerin gerekirse öldürülmesini istedi. Ruslar 8 temmuz 1877’de asker sayısını 50 bine çıkarıp 208 de topla tekrar saldırdı. Türk askeri de takviyeyle 20 bin kişi olmuştu; ancak top sayısı 58’di. Continue reading

Şub 16 2017

Büyük Türk Şahsiyetleri


Büyük Türk Şahsiyetleri
Türk tarihimize eserleri, savaşları ve birçok bakımdan büyük katkıları olmuş Türk Şahsiyetlerini aşağıda belirttim. Continue reading

Şub 11 2017

Osmanlı Devleti Şehitleri

Osmanlı Devleti Şehitleri
Bu listede 1. Dünya Savaşı dışında şehit düşmüş şanlı Osmanlı askerlerimizi excel formatında listeler halinde hazırladım. Her arşivde durması gereken özel bir dosyadır. Aşağıdaki linkten indirebilirsiniz. Dosyalar Excel 2016 sürümünde hazırlanmıştır. 1. Dünya Savaşı şehitleri listesi için buraya tıklayınız. Bu konu hakkında en az bir yorumunuzun bulunmasını rica ederim. Kolay gelsin.

Osmanlı Devleti Şehitleri Excel Dosyası

Şub 11 2017

1. Dünya Savaşı Şehitleri

1. Dünya Savaşı Şehitleri
1. Dünya Savaşında 9 cephede savaşıp şehit düşmüş şanlı Osmanlı askerlerimizi excel formatında listeler halinde hazırladım. Her arşivde durması gereken özel bir dosyadır. Aşağıdaki linkten indirebilirsiniz. Dosyalar Excel 2016 sürümünde hazırlanmıştır. Osmanlı Devleti’nin diğer savaşlarının şehitleri listesi için buraya tıklayınız. Bu konu hakkında en az bir yorumunuzun bulunmasını rica ederim. Kolay gelsin.

1. Dünya Savaşı Şehitleri Excel Dosyası

Şub 11 2017

İtilaf Devletlerinin Savaşa Giriş Tarihleri

İtilaf Devletlerinin Savaşa Giriş Tarihleri
İtilaf Devletleri, Anlaşma Devletleri ya da Müttefik Devletler, başlangıçta Britanya İmparatorluğu, Fransa ve Rusya’dan oluşan savaş bloku. İtilaf Devletleri I. Dünya Savaşında Almanya’nın önderliğindeki İttifak Devletleri grubuna karşı savaştı.
İtalya önceleri İttifak Devletleri grubunun içerisindeydi fakat 1915’te İtilaf Devletlerinin yanında savaşa girdi (1915 yılı İtalya’nın savaşa dahil olduğu yıldır ve İttifak Devletlerinin saflarında asla savaşmamıştır). Savaşın ilerleyen safhalarında ABD İtilaf Devletleri’ne katıldı. Rusya 1917 İhtilalinden sonra İtilaf Devletleri grubundan ayrılarak savaştan çekildi. Savaş sırasında yeni katılımlarla İtilaf Devletleri grubu genişledi. İtilaf Devletleri I. Dünya Savaşından galip olarak çıktı ve yenilen İttifak Devletlerinin topraklarını kısmen işgal etti. Continue reading

Kas 19 2016

1461 Amasra’nın Fethi

1461 Amasra’nın Fethiamasraninfethi001
Fatih Sultan Mehmed Han hangi sefere çıkılacağını en yakınlarına dahi söylemez, kendisinden başka kimse hedefi bilmezdi. Sefere çıkıldıktan sonra Veziriazam Mahmud Paşa’nın eline kapalı bir zarf verdi ve zarfı Karadeniz’e açıldıktan sonra açmasını istedi. Mahmud Paşa, Karadeniz’e açıldıktan sonra zarfı açtı ve hedefin Amasra olduğunu öğrendi. Bolu üzerinden yürüyerek, çok zahmetli bir yol tepen ve Bartın Irmağı vadisine inen Fatih Sultan Mehmed Han, donanmanın Amasra açıklarına demirlediğini öğrenince ağırlıklarının bir bölümünü Bartın’da bırakıp Amasra’ya doğru yürüdü. Kaledeki Cenevizlilere teslim olmaları için bir haberci müfrezesi gönderildi. Savunma girişiminde bulunulmaksızın teslim olunması, aksi halde kalenin hem denizden hem de karadan topa tutulacağı ve padişahın merhamet göstermeyeceği duyuruldu. Denizden ve karadan ani bir kuşatma karşısında şaşıran kaledekiler, başka çarelerin olmadığını görünce teslim oldular. Fatih Sultan Mehmed Han, Amasra yarımadasının ve kalelerinin gözüktüğü tepeye ulaştığında, tarihi şehri uzaktan bir süre seyrettikten sonra yanındaki lalasına: “Lala, lala. Acep Çeşm-i Cihan (Dünyanın göz bebeği) bu mu ola?” der.

Kas 18 2016

Türkler Viyana Kapılarında

Türkler Viyana Kapılarındaturklerviyanakapilarinda001
Viyana, iki asır boyunca Osmanlıların hayallerini süsledi. Burayı alarak Roma’ya inmeyi düşlediler. İki Kayser (imparator) şehri, yani İstanbul ve Roma, Hazret-i Peygamber tarafından Müslümanlara vaat edilmişti. İstanbul’un fethi ile birincisi gerçekleşmişti. Sıra şimdi ikincideydi; ancak Roma ümidiyle yaşayan Osmanlıların talihi, Viyana surları önünde döndü. Buna rağmen Viyana’da, Osmanlıların hatırası bugüne kadar canlı bir şekilde devam etmiştir. Continue reading

Kas 18 2016

Birinci Viyana Kuşatması

Birinci Viyana Kuşatmasıbirinciviyanakusatmasi001
Mohaç’ta Macaristan ordusunu tamamen imha edip, bölgeyi Osmanlı Devleti sınırları içine katan Kanuni Sultan Süleyman Han, savaştan sonra Budapeşte’ye gelip Macaristan’ın yeni statüsünü tespit etmişti. Buna göre Macaristan, Osmanlı Devletine bağlı bir krallık olarak bilinen ve Mohaç Muharebesine katılmayan Transilvanya (Erdel) Voyvodası Zapolya’ya verilecekti. Nitekim Kanuni Sultan Süleyman Han, 16 Ekim 1526’da Macaristan tacını Zapolya’ya veren tarihi fermanını imzaladı ve Budapeşte’de Macaristan tahtına geçirdi; ancak Zapolya, Osmanlılar sayesinde Macar Kralı seçilmesine rağmen, kral olduktan sonra Osmanlılara fazla yaklaşmaktan çekindi. 1527 baharında toplanan Regensburg İmparatorluk Meclisinde Osmanlılara karşı yardım dahi istemişti. Continue reading

Kas 18 2016

Kaleminden Yağ Damlayanlar

Kaleminden Yağ Damlayanlarkalemindenyagdamlayanlar001
31 Mart Vakasını bahane ederek, meşrutiyeti koruma ve kollama harekatıyla 2. Abdülhamid Han‘ı tahttan indiren Hareket Ordusu’nun önceden verilmiş bir sözü vardır. Dünyanın en büyük casusluk teşkilatı olan Yıldız İstihbaratı’nın ispiyoncularını halka açıklayacaklardı.

Malum, ittihatçı zümresi bu ispiyonculardan çok çekmişti. Zira içlerinden biri es kaza tuvalette bir dakika fazla dursa veya biri dağ başında öksürse Sultan’ın haberi oluyordu. Bu sebeple başlarını ağrıtan kişilerin kimliklerini çok merak ediyorlardı. Continue reading

Kas 17 2016

Bâb-ı Âli Baskını

Bâb-ı Âli Baskınıbabialibaskini001
İttihat ve Terakki komitesi İkinci Meşrutiyetin ilanından ve 31 Mart Vakıasından sonra orduya dayanarak hükümeti ele geçirmişlerdi. Yalnız kısa bir zaman sonra asker ocağını siyasetle uğraştırmanın cezasını çekerek Halaskar Zabitan Grubu’nun tazyikiyle yıkıldılar; fakat tekrar orduyu elde etmek suretiyle yeniden iş başına gelmek için gizli bir faaliyete giriştiler.

Nitekim Balkan Savaşının şiddetle cereyan ettiği ve düşman ordularının İstanbul kapılarına dayandığı sırada İttihatçılar, Kamil Paşa Hükümetini devirmek ve çeşitli entrikalarla hükümeti elde etmek için çalışıyorlardı. Continue reading

Kas 14 2016

Varna Meydan Savaşı

Varna Meydan Savaşıvarnameydansavasi001
Sultan 2. Murad, şehzade Alaaddin Çelebi’nin vefat etmesi üzerine son derece üzüldü ve devlet işlerini on iki yaşındaki oğlu Sultan Mehmet’e bırakarak Manisa’ya çekildi.

İşte bu gelişmeler Macar kralı Ladislas içi bir vesile oldu. Derhal Osmanlılarla yaptığı antlaşmayı bozan Ladislas, savaş hazırlıklarına başladı. Haçlı ordusu Kasım ayının dokuzuncu günü Varna şehrine girdi.
Müttefikler ordusunun saldırı hazırlıkları yaptığını haber alan Osmanlılar ise derhal bir harp meclisi topladılar. Bu mecliste Sultan Murad’a mektup yazılmasına karar verildi. Bu mektupta Sultan Murad’a derhal tahtına çıkmasının gerekliliğinden bildirilmişti.
Sultan Murad ise mektupa şöyle cevap veriyordu: “Oğlumuz Sultan Mehmed’e saltanat tahtını devretmekten maksadımız, bundan böyle istirahat etmekten ibarettir. Padişahlık kendine lazımsa, din ve devleti korusun.”

Bunun üzerine Sultan Mehmed ikinci bir mektup yazarak şöyle dedi: “Cihan sultanlığı kendisine ait ise, tahtının başına gelip düşmana ders vermesi farzdır. Yok padişah biz isek, verilen emre uymak üzerlerine elzemdir.”

Bunun üzerine derhal harekete geçen Sultan Murad, topladığı 40.000 kişilik ordusu ile Edirne’ye hareket etti ve Rumeli’ye geçti. Süratli bir emirle ordu savaş meydanına, yani düşmanın daha önceden geldiği Varna önlerine geldi.

Bu sırada Osmanlı ordusu yaklaşık 100.000 kişiyi bulmaktaydı ve savaş düzeni tıpkı Niğbolu Savaşındaki düzene benzemekteydi. Savaşın başlamasıyla iki orduda birbirlerine şiddetli hücumlarda bulundular. Bir ara müttefikler ordusu üst üste birkaç başarı kazandı. Bu arada Macar kralı Ladislas da savaşın kesin sonucunu kendisi belirlemek için 500 seçkin askeriyle yeniçerilere doğru ilerlemeye başladı. Bir anda bu kuvvetin etrafını saran Yeniçeriler birçok düşmanı öldürdüler. Ayrıca Koca Hızır adında bir yeniçeri Macar kralı Ladislas’ın kellesini keserek padişaha getirdi. Kesik kelleyi bir mızrağa taktıran padişah onu tepeye astırdı. Bunu gören birçok düşman askeri de kaçmaya başladılar. Böylece Osmanlılar yeni bir zafer kazanmış oldular. Continue reading

Kas 05 2016

Ekber ve Erşed Sistemi

Ekber ve Erşed Sistemiekberveersedsistemi1
Devr eylemek olurdu cihanı felek-misal,
Devran komaz ki benzeye oğul atasına.

Soru: Ekber ve erşed sistemi daha mı iyi oldu?
Cevap: Hemen hemen Osmanlı hanedanının nihayete ermesine kadar devam eden ekber ve erşed sisteminin öncesi ile mukayesesi ise her zaman yapılageldi.

Bu sistem ile yetenekli, kabiliyetli, ilim ve siyaset bakımından üstün nice şehzadeler kenarda beklerken, idarede başarısız olanlar uzun yıllar icranın başında bulundular, devlet yönettiler. Continue reading

Load more