Kas 26 2017

Hayatı Anlamaya Çalışmak

Hayatı Anlamaya Çalışmak
Bildiklerimizin dışında çoğunlukla bilinmezlikler içindeyiz. Hayat çok kısa. Anlamlar, güzellikler yüklemeye çalıştıkça karşımıza engeller ve engelleyenler, başkalarının hayatlarına karışanlar, her dediklerinin doğruymuş algısı oluşturanlar çıkıyor. Kendi hayatımızı, kendi düşünceleriyle şekillendirmeye çalışıyorlar. Ne desek, ne yapsak, neye karar versek yanlışmış düşüncesi dayatılıyor. Kendi sözcüklerimiz ile düğümleniyor, kendi hayatımız içinde hapsoluyor, belli bir aşamadan sonra psikolojik sıkıntılar çekiyoruz. Bize bunları yaşatanlardan uzak, onları görmeyi geç, seslerini dahi duyamayacağımız bir yerde yaşamak istiyoruz; çünkü tahammülümüz kalmadı ve nasıl davranılmak istedilerse, öyle davrandılar.

Yaşamak ve yaşatmak arasında kalıp, her neye karar vereceğimizi bile düşünemez duruma geliyoruz.

Hayat saygıdan, sevgiden ibarettir. Sevginin olmadığı yerde hepimizin bildiği gibi huzursuzluklar, anlaşmazlıklar, savaşlar ve daha niceleri olur. Doğamızın ve yapımızın gereğidir sevgi. Doğumdan ölüme kadar vazgeçilmez bir arzudur. En temel ihtiyacımız olan su gibidir. Sevgiyi yaşatanların ve yaşatmayanların arasında yaşlanıp hayata veda ediyoruz. Hayatımız boyunca hep en doğruları arıyoruz. Hiç sormuyoruz: “Biz, ne kadar doğruyuz?”.

Sevginin en saf halini kimler yaşar? Aile ve arkadaş sevgisinin dışında, hayatının ilk aşkını yaşayanlar, sevgiyle beraber mutluluğun en saf halini yaşarlar. Göğsümüzün kabarmaması imkansız. Hep yanında olmak, hep ona dokunmak, hep gözlerine bakmak ve nefesini nefesinde hissetmek istersin. Öyle bir durumdur ki, sanki onun ruhundan beslenirsin.

Kavuşamamazlıklar da vardır. Unutamıyorsun. Her ne ile meşgul olursan ol, aklının bir köşesinde sürekli. Hasret çekiyorsun. Ona gözükmeyeceğini göze alsan bile konuşamasam da, elini tutmasan da, en azından yüzünü görmek istiyorsun.

Sorular bitmiyor. Soruların bitmesi için, sorunların bitmesi gerekiyor. Bunun imkanlı ve imkansız olanları olabilir. Sorunu çözmek için, sorunun kaynağını bulmak gerekir. Sorunun kaynağı biz de olabiliriz bir başkası da. En kolay çözme şekli, sorunu çıkaranın hatasını kabul etmesidir.

Ne kadar doğru yaşarsak yaşayalım, ne kadar zorlu yollardan geçersek geçelim, hep sorunlarla kaşılaşıyoruz. Bilemiyoruz. Doğru yaşam doğrultusunda nerede yalnış yapıyoruz? İnsanlara değerinden fazla değer verdiğimiz, herkese iyi yaklaştığımız için mi kaybediyoruz? Bunları yaptıkça neden önemsizleşiyoruz? İnsanlık öldü, yok oldu durumuna geldi. Kendini yüksek görenlerin, kimseyi beğenmeyenlerin ve bir şey yerine koymayanların, herkesi negatif olarak görenlerin, eline 2 lira para geçse değişenlerin, tanımadıkları ya da yardım isteyen birileri konuşmaya çalıştığında bunu kendilerine hakaret ya da bulaşıcı hastalık olarak algılayanların yüzünden bu durumları yaşıyoruz. Ölmeyeceklermiş, kıyamete kadar yaşayacaklarmış gibi yaşıyorlar. Kendi negatif hayatlarını, bizim pozitif düşüncelerimize vurgulamaya çalışıyorlar. Yalnız biz yılmayacağız, yılmıyoruz da. Biz pozitif etkimizi yaymaya devam edeceğiz. Onların bu yanlışlarını görmemezlikten gelmeye alışacağız. Kötüye bile anlayışlı davranacağız; fakat resmiyet ile iyi olacağız. Çünkü insan, en üstün yaratılan varlıktır. İnsanlığın gereğini en doğru şekilde yaşamaya çalışacağız.

Bir de düzenbaz huylu olanları çok üstün tutma, olgun insan olarak görme algısı var milletimizde. “Doğru olsam ok gibi yabana atarlar beni, Eğri olsam yay gibi elde tutarlar beni.” demiş Hz. Mevlana.

Yine anımsadım. Hayalim nerelerden geldi bilmiyorum. Çıkmaz yollarda bile aklımdasın. Sevgin ile hapsolmuş, aşkınla yanan yüreğimdeki sızı anlatılmaz. Tutunacak bir dal misali, nerede olduğumu bilmeden karanlıklar içinde yürüyorum. Attığım her adım sana kavuşma amacında, nereye gittiğimi bilmiyorum. Kaybolmuşum misali, elimi tutacak bir el, sesimi duyacak bir ses arıyorum. Yok mu yolumu aydınlatacak ilahi bir nihai? Yok mu yaralı gönlüme su serpecek bir hüdai?

Seviyorum. Sevgimi söyleyemiyorum. Onu kaybetmekten, “hayır” demesinden, onunla bir daha konuşamamaktan korkuyorum.

Tutamadım, tutunamadım. Gözlerinden uzak yerlerde tek başıma yapamadım.

Teveccuh.Com

Bu yazının tüm hakkı teveccuh.com’a aittir. Alıntı yapılamaz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Önceki yazıyı okuyun:
Benim Köyüm – İbrahim Sevindik

Benim Köyüm - İbrahim Sevindik Baharda şenlenir bağı, bahçesi Kokusu başkadır benim köyümün Unutturur adama gamı, kederi Havası başkadır benim...

Kapat