Şub 21 2016

Hz. Âdem ve Hz. Havva

hzademvehzhavvaHz. Âdem ve Hz. Havva
Allah Teâlâ, kendi varlığını bilsin, ibadette bulunsun ve yeryüzünü de imar etsin diye insan varlığını yaratmayı Murad ettiği zaman Meleklerine:
-Ben, yeryüzünde muhakkak bir halife yapacağım. Bir halife tayin edeceğim ki kendi irademden kudret ve sıfatımdan ona bazı salahiyetler vereceğim ki, o bana vekâleten mahlûkatım üzerinde bir takım tasarruflara sahip olacak. Benim namıma hükümler icra edecek, benim vekilim olarak benim emirlerimi, benim kanunlarımı tatbike memur bulunacak. Sonra onun arkasından gelenler ve ona halef olarak yâni vazifeyi icra edecekler, bulunacaktır buyurdu.

Melekler bir taraftan bundaki şerefi takdir ettiler, diğer taraftan da yeryüzündeki bir mahlûka böyle yüksek bir irade salahiyeti bahşedilmesinde bir şer ihtimalinden de korktular. Allah Teâlâ bundaki gizli hikmetlerini de bildirmediği için:
—Ey Rabbimiz. Yeryüzünde onu fesada verecek, onda fesatlar çıkaracak ve kanlar dökecek bir mahlûk mu yaratacaksın? Hâlbuki biz hep sana şükrederek, daima seni tespih ve takdis edip dururken dediler.

Bu suretle maksatları, hâşâ itiraz olmayıp hikmetini sormak olduğunu bildirdiler. Mamafih bununla hilâfete bir rağbet de gösterdiler. Allah Teâlâ cevaben:
-Herhalde ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim buyurdu. Melekler bu cevap karşısında sustular ve birbirlerine:
—Elbette Rabbimiz her şeyi bilir. Faydası olmayan bir mahlûk yaratmaz dediler. Allah Teâlâ, Meleklere:
-Muhakkak ben, kuru çamurdan şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım. Binaenaleyh ben, onu tam bir insan kıvamına koyup içine ilâhî bir emrim olan ruhtan feyiz verdiğim vakit onun için secdeye kapanın dedi.

Meleklerin hepsi toptan secde ettiler; ancak İblis dayattı. Kibrine yediremedi ve secdeden kaçındı; çünkü o, kendisini en üstün mahlûk kabul ediyordu. Allah Teâlâ:
-Ya İblis. Sen niçin secde edenlerle beraber olmadın? dedi. İblis de:
—Benim bir kuru çamurdan, bir süratlenmiş balçıktan yarattığın bir beşere secde etmem mümkün değildir. Zira ben ateşten yaratıldım, Ateş ise topraktan üstündür dedi ve bu bâtıl kıyasıyla itaat dairesinden çıkarak fiilen kâfir oldu. Allah Teâlâ:
-O halde çık oradan; çünkü sen tart olundun. Bu lanet ceza gününe kadar üzerindedir. Şeytan:
—Rabbim. Öyleyse bana onların tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver dedi.

Allah Teâlâ da ecel günü, yani birinci Sûr’un üfürülmesine kadar mühlet verdiğini bildirdi. Bunun üzerine Şeytan:
—Ya Rabbi. Benim azgın ve asiliğime hükmetmekle vesilesiyle yemin ederim ki ben, o insanlar için yeryüzünde ziynetler yapıp onları kandırarak hepsini yoldan çıkaracağım; ancak içlerinden ihlasın kulların müstesna. Yâni hâlis rızan için seçilmiş lekesiz has kulların aklanmazlar dedi.

Allah Teâlâ, şeytanın beşerin ilk maddesine bakarak onlara mutlak tahakküm edebileceğine kail olmasına rağmen, muhlis kullar için hakkı teslim etmesi üzerine buyurdu ki:
-İşte bu dediğin, sahiplerini azıtamayacağını itiraf ettiğin o ihlâs ve tevhit bana kavuşturan dosdoğru bir yol, hak bir kanundur. Hakikaten kullarım üzerine ne sözle ilzam edecek bir delilim, ne fiilen musallat olacak bu kudretin yoktur; ancak sana uyan azgınlar müstesna. Yani ancak onları sürükleyebilirsin. Fakat o da senin hükmün ile değil, onların iradelerini kötüye kullanarak sana uymaları ve arkana düşmeleri sebebiyledir. Yoksa mahlaslara tasallut edemediğin gibi, diğerlerine de edemezsin. Şüphesiz Cehennem de o sana uyan azgınların vaat olunan yerleridir.

Allah Teâlâ, insanın şerefli, itibarlı ve kendisine halife olmaya lâyık bir mahlûk olduğunu göstermek üzere Hz. Âdem’e bütün esmayı talim ederek ilim ve kelâm sıfatlarına mazhar kıldı. Sonra da o âlemini Meleklere işaret ederek:
-Haydin. Siz iman ile ifade etmek istediğiniz hilâfete lâyık olma dâvanızda isabetli iseniz, bunların isimlerini bana güzelce haber veriniz buyurarak onları, acizliklerini izhar ve ispat için imtihan etti. Bu imtihana karşı Melekler:
—Ya Rab. Senin bize bildirdiğinden başka bizim hiçbir ilmimiz yoktur. Her şeyi bilen ve daima bilen âlim, her şeyde hâkim, hakikaten sensin ve ancak sensin diyerek acizliklerini izharla tespih eylediler.

Melekler acizliklerini izhar ve hikmet ilmini teslim edince Allah Teâlâ:
-Ya Âdem. Meleklere şunların isimlerini güzelce haber ver dedi, Bu hitabı ile halifenin kim olacağına da işaret buyurdu ve böylece Meleklerden sonra Hz. Âdem’i de bu emir ile imtihan etti. Bunun üzerine Hz. Âdem o arz olunan şeyleri isimleriyle haber verince Allah Teâlâ, Meleklere:
-Ben, bütün arz ve semanın gaybını bilirim demedim mi? Siz ne açıklıyorsanız ve ne gizliyorsanız onu da biliyorum buyurdu.

Allah Teâlâ Hz. Âdem’e eş olarak kendi kaburga kemiğinden Havva validemizi yarattı ve:
-Ya Âdem. Sen ve zevcen şu Cennette rahat yaşayınız. Nimetlerimden bol bol yiyiniz, ancak şu bur ağaca yaklaşmayınız. Meyvesinden yemeye kalkışmayınız ki haddini aşanlardan olursunuz buyurdu. Şeytanın kendilerine düşman olduğunu bildirerek onun sözüne kanmamalarını istedi.

Allah Teâlâ onlara yalnız bir ağacın meyvesinden yemelerini yasaklamıştı ki, bu suretle insana, iradesini kullanmayı ve nefsine hâkim olmayı öğreterek mükellefiyetten azade olmadığını hatırlatıyordu.

Onlara verilen bu nimetler üzerine ilâhî huzurdan kovulan ve insanoğluna ebedî düşmanlığını ilân eden Şeytan, ilk olarak kendilerinde örtülüp gizlenen kötü yerlerini meydana çıkarmak, avret mahallerini açmak için ikisine de vesvese vermeye başladı. Hz. Âdem ve Havva bu âna kadar yaratılışlarında kendilerini utandıracak ve tiksindirecek çirkin pis şeylere mahal olacak kötü yerlerini ne kendilerinde, ne de birbirlerinde görmüyorlar ve hatta bilmiyorlardı.

Şeytan nihayet bir fırsatını bulup onlara yaklaştı ve:
—Ey Âdem. Sana, seni burada ebedî kılacak bir devleti haber vereyim mi? diyerek Allah Teâlâ’nın yaklaşmamalarını emrettiği ağacı gösterdi.

Hz. Âdem, Şeytanın bu sözlerine aldırış etmedi; ancak şeytan da vesvesesinde yılgınlık göstermedi ve:
—Rabbimiz sizi bu ağaçtan başka bir sebeple değil; ancak iki Melek olacağınız veya bu Cennette ebedî kalacağınızdan dolayı bildirdi. Yani bundan yerseniz ya Melekler gibi yemek, içmek ihtiyacından müstağni olursunuz yahut ölüm yüzü görmez burada ebedî kalırsınız dedi. Kendisine inanmaları için de yemin ederek “ben sizin nasihatçınız ve hayrınızı isteyicinizim” diye emin olmalarını istedi.

Hz. Âdem ve Havva hiçbir kimsenin yalan yere Allah’a yemin etmeyeceğini düşünerek yanıldılar ve bu ağaca meylettiler. Hz. Âdem burada içtihadında isabet edemeyerek, o bildirilen ağacın cinsinden olan başka bir ağacın meyvesinden yemekte bir mahzur olmayacağına hükmetti ve beraberce Allah Teâlâ’nın yasak kıldığı ağacın meyvesinden tattıkları vakit örtülü ve gizli olan avret mahalleri açılıverdi. Bunun üzerine hayâlarından derhal üzerlerine Cennetin incir yaprağından yamalar yamamağa başladılar. Allah Teâlâ da kendilerine şöyle nida etti:
-Ben sizi o ağaçtan bildirmedim mi? Şeytan size açık bir düşmandır demedim mi?

Hz. Âdem ile Havva cevaben:
—Ey Bizim Rabbimiz. Biz kendimize zulmettik. Eğer sen bize rahmet ve mağfiret etmezsen, en büyük zarar ve felâketin içinde kalanlardan olacağız diye tövbe ve niyazda bulundular.

Allah Teâlâ, Hz. Âdem, Havva ve Şeytan’a hitap etti:
-Haydi. Bazınız bazınıza düşman olarak yeryüzüne ininiz. Size orada bir müddet için karar edip nasiplenmek ve geçinmek vardır. Orada yaşayıp orada ölecek ve yine ondan çıkarılacaksınız.

Hz. Âdem ve zevcesi, dolayısıyla insan nevi yeryüzünde böylece mekân tuttu ve Şeytanla mücadele ederek Rabbinden telâkki ettiği kelimelerle tövbe ve istiğfarda bulundu. Allah Teâlâ’nın emirleri ile amel etti ve tövbeleri de kabul olundu. Allah Teâlâ esirgeyici ve bağışlayıcıdır.

Hz. Âdem 5 şeyi ile bahtiyar olmuştur: Hatasını itiraf, pişmanlık, nefsini kötülemek, tövbeye devam ve rahmetten ümidi kesmemek.

İblis de 5 şey ile bedbaht olmuştur: Günahını ikrar etmemek, pişmanlık duymamak, kendini kötülemeyip azgınlığını Allah Teâlâ’ya nispet etmek ve rahmetten ümidini kesmek.

Ahnef ibni Kays, Medine’de Müminlerin Emiri Hz. Ömer’i görmek ister. Bir de bakar ki büyük bir kalabalık halka halinde toplanmış Kâ’bül’ahbar onlara vaaz veriyor ve şunları anlatıyor:
—Âdem (As.) vefat emri geldiği zaman “Ya Rab. Düşmanım iblis beni meyyit halinde görünce kendisi kıyamet gününe kadar mühlete kavuşmakla sevinecek. Bana şamata edecek” dedi. Cevap verildi ki:
—Ya Âdem. Sen Cennete iade olunacaksın. O melun ise evvelkilerin ve sonrakilerin adedi kadar ölüm acısını tadacak. Sonra Hz. Âdem, Azrail’e:
-Ona ölümü nasıl tattıracaksın? Olayını bana anlat dedi. Onun ölümünün vasıfları anlatıldığı zaman Hz. Âdem:
-Ya Rabbi. Kâfi dedi.

Bunun üzerine orada vaazı dinleyen insanlar heyecana gelerek:
—Ebâ İshak. O nasıldır? bize anlat dediler.

Kâbın anlatmak istememesi üzerine çok ısrar ettiler. Bunun üzerine dedi ki:
—Allah Teâlâ birinci Sûr’un üfürülmesi akabinde Azrail’e diyecek ki:
—Sana 7 Sema ve 7 Arz ahalisinin kuvvetini verdim ve bugün sana bütün gadap kisvelerini giydirdim. Şiddetli gadabımla in. İblise artık ölüm acısını tattır. Sakaleynden evvel ve ahirlerin acılarını hep birden ihtiva etmek üzerine bütün illet ve hastalıkları yüklet. Beraberinde gayz ve gadapla dolu yetmiş bin zebani, her biriyle de Cehennem zincirlerinden zincirler, tomruklarından tomruklar bulunsun. Cehennem kancalarından 70 bin kanca ile o melunun kokmuş canını çıkarın. Malik’i de çağırın. Cehennem kapılarını açsın.
Bunun üzerine Azrail öyle bir suret ile inecek ki ona Semâların ve Arzların ahalisi baksa korku ve dehşetlerinden derhal ölürlerdi. İblise varıp:
—Dur, ya habis. Artık sana ölümü tattıracağım. Çok ömür sürdün. Nice nesilleri azdırdın, yoldan çıkardın. Ancak işte malûm vakit geldi.
—Melun Şeytan Doğuya kaçacak. Bakacak ki Azrail gözleri önünde. Batıya kaçacak. Bakacak ki yine gözlerinin önünde. Denizlere dalacak, denizler kabul etmeyecek. Hâsılı yeryüzünün her tarafına kaçacak, sığınacak kurtulacak; ama hiçbir yer bulamayacak. Sonra Dünyanın ortasında Hz. Âdem’in kabri yanında duracak veya Doğudan Batıya Batıdan Doğuya topraklarda sürünecek. Nihayet Âdem (As.) yeryüzüne indiği mevziiye varınca Arz, bir kor gibi olacak. Zebaniler kancaları takıp didikleyecekler de didikleyecekler. Allah Teâlâ’nın dilediği zamana kadar can çekişip azap içinde kalacak. O böyle can çekişirken Hz. Âdem ve Havva’ya da:
-Kalkınız, düşmanınız ölümü nasıl tadıyor bakınız denecek. Kalkacaklar, onun çektiği azabın şiddetine bakacaklar da:
—Ya Rab. Bize nimetini tamamladın diyecekler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Önceki yazıyı okuyun:
Hz. Hazkil’in Ölüleri Diriltmesi

Hz. Hazkil'in Ölüleri Diriltmesi Hazkil (As.) diğer bir lakabı da Zülkifl olup Hz. Eyyub'un oğullarından Şeref olduğu bildirilmiştir. Kendisi Şam...

Kapat